|
HORMONLAR VE ETKİLERİ (ENDOKRIN SISTEM)
HORMON, HORMONLAR VE ETKİLERİ
PROF DR METİN ÖZATA
Hormon sözcüğü “uyarmak, harekete geçirmek” anlamına
gelmektedir. Hormonlar vücudumuzdaki büyüme, gelişme, üreme, bazı
metabolik olayların sağlanması ve vücudun sağlıklı olarak görev
yapmasını sağlayan kimyasal habercilerdir. Hormonlar vücudumuzdaki
salgı bezlerinden salgılanarak kan yoluyla diğer dokulara taşınır ve
etkilerini gösterirler. Miktar olarak çok az salgılanmasına karşın
kuvvetli etkileri vardır. Bu nedenle bir tür haberci olarak görev
yaparlar. Taşındıkları hücreye nasıl davranması gerektiğini anlatırlar.
Çok az miktarda salgılanmasına rağmen hormonlar vücutta çok büyük
görevler yapar.
Yirmi beş yıl önce 20 kadar hormon bilinmekteyken
bugün 200’den fazla hormon keşfedilmiştir. Bugün artık beyin,
bağırsaklar ve kalbin hormon ürettiği gösterilmiştir.
Hormon sistemine ENDOKRIN SISTEM adı verilir. Hormon
hastalıkları ile ugrasan bilim daLINA ENDOKRINOLOJİ denir Endokrin
Uzmani hormon hastaliklari tedavisi yapar.
Hormonların Tipleri Nelerdir?
Hormonlar kimyasal yapı olarak steroid yapısında
veya protein yapısında olurlar. Steroid hormonlar kolesterolden yapılan
ve ağızdan alındığında midede etkinlikleri kaybolmayan hormonlardır.
Örneğin doğum kontrol ilaçlarında bulunan hormonlar steroid
yapısındadır ve ağızdan alınınca bozulmaz. Buna karşılık protein
yapısında olan hormonlar ağızdan alındığında midede parçalanır ve
etkisini kaybeder. Bu nedenle protein yapısındaki hormonlar ilaç olarak
ağızdan alınamaz ve enjeksiyonla yapılır. Örneğin insülin hormonu
protein yapısında olup ağızdan alınamaz ve enjeksiyon yapılır.
Hormonların Görevleri:
Hormonların başlıca görevleri 3 ana grupta ele alınabilir:
·Büyüme ve farklılaşma
·Vücut dengesinin sağlanması
·Üreme
Çok sayıda hormon büyüme olayında etkilidir. Büyüme hormonu ve tiroid hormonları bunların en önemlisidir.
Vücut dengesinin sağlanmasında ise birçok hormon görev alır. Bu hormonlar ve görevleri şunlardır:
·Tiroid hormonları çoğu dokuda bazal metabolizmanın %25’ini kontrol eder
·Kortizol kendisinin doğrudan etkilerinden başka birçok hormonun etkisini de kolaylaştırır
·Paratiroid hormonu ® kalsiyum ve fosfor dengesini sağlar
·Vazopressin vücut su dengesini sağlar
·Aldosteron vücut sıvı miktarı ve serum elektrolitlerini (Na ve K) kontrol ederler
·İnsülin açlık ve toklukta kan şekerinin normal olmasını sağlar
Kan şekeri düşünce vücudumuz buna hormonsal tepki
vererek kan şekerini artırmaya çalışır. Açlıkta ve kan şekerinin
düştüğü durumlarda insülin salınımı azalır. Buna bağlı olarak dokuların
glukoz alımı azalırken karaciğerden glukoz (şeker) üretimi artar.
Vücuttan su atılması esas olarak vazopressin isimli
hormon tarafından kontrol edilmekle beraber, kortizol ve tiroit
hormonları da bu konuda etkilidir.
Paratiroid hormonu ve D vitamini koordineli hareket
ederek kan kalsiyum dengesini sağlarlar. Paratiroid hormonu böbreklerde
D vitamini sentezini artırır. D vitamini ise bağırsaklardan kalsiyum
emilimini artırır, kemiklerde paratiroid hormonunun etkisini
kuvvetlendirir. Kan kalsiyumunun artması ise paratiroid hormon
salgılanmasını azaltır..
Vücuttaki herhangi bir stres durumunda, stresin
şiddeti, akut (ani) veya kronik (devamlı-süregen) oluşuna göre, çok
sayıda hormonu harekete geçirir.
Travma veya şok gibi şiddetli ani streslerde
sempatik sinir sistemi aktive olarak katekolamin dediğimiz adrelanin ve
noradrenalin isimli hormonlar kanda artar, kalbin pompaladığı kan
miktarı çoğalır, kan basıncı ve glukoz (şeker) yapımı artar. Stres ACTH
, büyüme hormonu ve kortizol hormon yapımını artırır. Artan kortizol
kan basıncının devamlılığını sağlar.
Hormonlar üreme işlevini de düzenler. Üreme işlevi
cinsiyetin belirlenmesi, cinsel gelişme, gebelik, süt verme, çocuk
yetiştirme ve menopoz gibi değişik aşamaları kapsar. Bu aşamaların her
birinde çok sayıda hormon birlikte ve düzen içinde çalışır.
Hormonların üremeyle ilgili koordineli etkilerinin
tipik örneği ortalama 28 günde bir yinelenen adet görme
(menstruasyondur). Adet döneminin erken (folliküler) evresinde FSH ve
LH isimli hormonlar yumurtalıktaki yumurtaların (folliküllerin)
olgunlaşmasını uyarır. Bu durumda östrojen ve progesteron hormonları
giderek artar.
Gebelikte artan prolaktin memelerin süt salgılamaya
hazır hale gelmesini sağlar. Oksitosin isimli hormon ise memeden süt
gelmesine etkilidir.
Hormonların Yapıldığı Bezler:
Hormonlar hipotalamus, hipofiz, tiroid, pineal bez,
pankreas, sürrenal (böbreküstü) bezi, yumurtalık ve testislerde yapılır
ve salgılanır. Bundan başka beyinde, bağırsaklarda da hormon üretimi
olmaktadır.
Hormon üretildiği hücreden etki edeceği dokuya (hedef dokuya) taşınması gerekir.
Hormonların adlandırılması genellikle ilk
bulundukları dokuya veya major etkilerine göre yapılmıştır. Ancak,
günümüzde aynı hormonun farklı dokularda üretildiği bilinmektedir.
Hormonların Salgılanması ve Taşınması
Hormonlar salgı bezinden aktif halde veya daha az
aktif halde salınır. Aktif olmayanlar daha sonra aktif hale gelirler.
Hormonlar bezlerden kana salgılanır. Tiroid hormonu T4 hücrede etki
etmesi için daha sonra T3 hormonuna dönüşür. Testosteron hormonu yine
hücrede etkili olmak için daha sonra dihidrotestosteron haline gelir.
Hormonlar kanda bazı proteinlere bağlanarak taşınır
Çok azı ise serbest halde bulunur. Seks hormonları SHBG proteinine
bağlanır, tiroid hormonları TBG proteinine bağlanır.
Reseptör Nedir?
Hormonların hücrede bağlandıkları yapıya ‘’reseptör’’ denir.
Hormonların biyolojik etkileri bu reseptörlere
bağlandıktan sonra oluşur. Reseptörleri kilit olarak düşünürseniz
hormonlar bir anahtar olarak görev yapar ve bu kiliti açarak hücrede
etkilerini gösterirler.
Bütün reseptörlerin en azından 2 farklı fonksiyonel bölümü vardır. Bunlardan biri hormonu tanıyan ve ona bağlanan “tanıma bölgesi”, ikincisi ise uyarımı ileten “uyarı iletim bölgesi”dir.
Reseptörün tanıma bölgesi hormonla üç boyutlu bağlantı kurabilecek özel
bir yapı gösterir. Hormon ile reseptör bağlanma bölgesi arasındaki uyum
bağlanmanın derecesini tayin eder. Uyum ne kadar iyi ise hormon
reseptör bağlanması ve dolayısıyla hormonun etki oluşturması o oranda
güçlü olacaktır. Hormonun reseptörüne bağlandıktan sonra uyarı iletimi
iki şekilde olabilir. Polipeptid ve protein yapılı hormonlar ile
katekolaminler hücre zarında yerleşmiş reseptörlere bağlanırlar. Bu
bağlanma sonrası meydana gelen uyarı hücre içi sistemlere iletilir.
Steroid hormonlar (kortizol, aldosteron gibi), tiroid hormonları ve
diğer bazı hormonlar ise hücre içi reseptörlere bağlanarak etki
gösterirler.
Hormonlar Birbiriyle Etkileşir Mi?
Hormonlar birbirleriyle etkileşim içindedir. Vücudun
dengesi bu etkileşim sayesinde sağlanır. Günlük yaşamımızda biz yerken,
istirahat ederken ve çalışırken bazı hormonlar artarken diğerleri
azalır. Bir hormonun kandaki seviyesi vücudun durumuna göre değişiklik
gösterir.
Hormonlar Nasıl Ölçülür?
Hormonlar kandan ölçülebildiği gibi idrardan veya
tükrük salgısından da ölçülebilir. Ancak sadece hormon ölçülmesiyle
hormon hastalıkları bazı durumlarda anlaşılamaz ve bu nedenle bazı
testler yapmak gerekebilir. Bu testlerle biz uyarma veya baskılama
testleri adı veriyoruz.
Hormonlar ve Bağışıklık Sistemi
Hormonlar bağışıklık sistemi (immün sistem) üzerinde
de etkilidir. Özellikle kortizon ve seks hormonları bağışıklık
sistemine etki ederler. Bazı bağışıklık sistemi hücreleri ACTH,
prolaktin gibi hormonlar üretebilir. Bağışıklık sisteminin ürettiği
bazı maddeler de hormon salınımını etkiler. Otoimmün hastalıklar
dediğimiz bir hastalık grubu bağışıklık sistemindeki bozukluk sonucu
ortaya çıkar ve salgı bezlerini tahrip eder ve hormon hastalıkları
oluşur. Bunlara örnek Tip 1 şeker hastalığı, Hashimoto hastalığı,
Graves hastalığı (tiroid bezi aşırı çalışması) ve Addison (böbreküstü
bezi yetersizliği) hastalığıdır.
Hormonlar ve Sinir Sistemi
Sinir hücreleri arasındaki iletişimi nörotransmitter
denen hormon yapısındaki maddeler sağlar. Bu nörotransmitter denen
hormonlar adrenalin, noradrenalin gibi etkileri vardır. Beyindeki sinir
hücreleri de hormon salgılar. Örneğin hipotalamusdan salgılanan TRH
hormonu beynin diğer kısımlarında da salgılanır. Bu nedenle sinir
sistemi de hormon salgılamaktadır. Bazı psikiatrik hastalıklarda
beyinde salgılanan hormonlarda bozukluk vardır.
Hormon Hastalıkları Oluş Mekanizması
Hormon hastalıkları temelde 3 mekanizmayla meydana gelir
1.Hormon yapım fazlalığı
2.Hormon yapım azlığı
3.Hormon direnci durumları
Hormon yapım fazlalığı bir hormonun aşırı
salgılanmasıdır. Bunun nedeni sıklıkla bezlerde oluşan adenom adını
verdiğimiz tümör dokuları, bağışıklık sistem boızuklukları ve iltihabi
nedenlerle oluşur
Hormon azlığı ise bezin harabiyeti veya bezin
ameliyatla alınması sonucu hormon yapacak bez kalmaması, bağışıklık
sistemi tarafından bezin harabiyeti, hormon yapımında kullanılan
maddelerin gıdalarla az alınması gibi nedenlerle olur.
Hormon direnci ise hormonun hücrede etki edememesidir.
Hormonların Ritmik Salınımı ve Vücut (Biyolojik) Saati
Vücuttaki hormonların
salgılanması uyku-uyanma olayından etkilendiği gibi suprakiasmatik
nukleus denen bir çekirdekten de etkilenir. Vücut farklı hormonlara
farklı zamanlarda ihtiyaç duyar. Bunun ayarlanması hipotalamusta
bulunan suprakiasmatik nukleus tarafından sağlanır. Bu saat vücuda
sinyaller göndererek hormonların üretimini sağlar.
A- Hipotalamustan Salgılanan Hormonlar:
Hipotalamustan bazı hormonlar salgılanır ve bunların görevi hipofizden hormon salgılanmasını sağlamaktır.
Bu hormonlara düzenleyici hormon veya faktör denir. Bunlar:
1.GnRH (gonadotropin salgılatıcı hormon): Hipofizden FSH ve LH hormonlarını salgılatır
2.GHRH (Growth hormon salgılatıcı hormon): Hipofizden büyüme hormonu (diğer adı growth hormon) salgılatır
3.TRH (TSH salgılatıcı hormon): Hipofizden TSH hormonu salgılatır.
4.CRH (Kortikotropin salgılatıcı hormon): Hipofizden ACTH hormonu (diğer adı kortikotropin) salgılatır)
5.PİH (Prolaktin inhibe edici hormon): Buna dopamin adı da verilir. Hipofizden prolaktin salgılanmasını önler
6.Somatostatin:
Hipofizden salgılanan büyüme hormonu ve TSH hormonunun salgılanmasını
önler. Somatostatin ayrıca pankreastan, bağırsak içindeki zardan
(mukoza), tiroid bezindeki parafolliküler C hücrelerinden de
salgılanır. Büyüme hormonu dışında insülin, glukagon, gastrin, sekretin
gibi birçok hormonun salgılanmasını önler.
7.Oksitosin
8.Antidiüretik hormon (ADH).
B- HİPOFİZ BEZI VE HORMONLARI:
Hipofiz bezi, kafatasının ortasında, bulunduğu yer
olarak her iki gözün arasında, burnumuzun üst kısmının arkasında
bulunan kemiğin içerisinde bulunan bir bezdir. Ağırlığı ortalama 600 mg
kadar olup kuru fasulye gibi oval, simetrik, kırmızı-kahverengi
renktedir. Kadınlarda erkeklerden biraz daha büyüktür.
Bu bez iki kısımdan oluşur ve ön kısmına ‘’ön
Hipofiz’’ veya tıp dilinde adenohipofiz denir. Arka kısmına ‘’arka
hipofiz’’ veya tıp dilinde posterior hipofiz denir. Ön bölüm hipofizin
%75-80’nini oluşturur.
Ön Hipofizden 6 tane hormon salgılanır. Bu hormonlar
sayesinde vücudumuzda bulunan diğer salgı bezleri çalışır ve onların
hormon yapmasını sağlar. Yani hipofiz bezi bir orkestra şefi gibi
vücuttaki tüm salgı bezlerini kontrol eder.
Ön hipofizden salgılanan hormonlar şunlardır:
1.FSH (Follikül stimüle edici hormon)
2.LH (lüteinize edici hormon)
3.Prolaktin (süt salgılatıcı hormon)
4.Büyüme Hormonu veya diğer adıyla Growth Hormon
5.ACTH (Adrenokortikotropik hormon)
6.TSH (tiroid stimüle edici hormon)
Arka hipofizden salgılanan 2 hormon vardır:
1.ADH (anti-diüretik hormon) veya diğer adı vazopressin
2.Oksitosin
Hipotalamus-Hipofiz-Salgı Bezi Aksı
Yukarıda anlatıldığı şekilde
hormonların salınımı için önce hipotalamustan bazı hormonlar
salgılanmakta bunlar hipofize gelerek bu defa hipofizden diğer
hormonları salgılatmaktadır. İkinci adımda ise hipofizden salgılanan
hormonlar vücuttaki salgı bezlerine giderek o bezlerden bazı
hormonların salgılanmasını sağlamaktadır. İşte
hipotalamus-hipofiz-salgı bezi ekseni dediğimiz bu yol sayesinde
hormonlar gün içinde salgılanmaktadır.
1) FSH ve LH:
FSH ve LH hormonları erkek ve kadında üreme
organlarına etki ederler ve bu sayede cinsel hormonların yapımını,
cinsel farklılaşmayı ve kadında yumurta, erkekte ise sperm gelişimini
sağlar.
FSH erkekte testiste bulunan sertoli hücrelerine ve
spermin yapıldığı seminifer tüplere etki eder. FSH’nin etkisiyle
sertoli hücresinden inhibin adında bir hormon salgılanır ve FSH
hormonunun hipofizden fazla salgılanmasını önler. FSH testiste bulunan
seminifer tüplerinde sperm gelişimini sağlar. LH hormonu ise testiste
bulunan leydig hücrelere etki eder ve bu hücrelerden testosteron adı
verilen erkeklik hormonunu salgılatır. Sperm hücrelerinin gelişiminde
hem FSH hem LH hormonu etkilidir.
Kadınlarda ise FSH hormonu yumurtalıkta bulunan
granuloza hücrelerine etki ederek östrojen hormonunu salgılatır. LH
hormonu ise yumurtalıkta bulunan teka hücrelerine etki ederek androjen
denen bazı hormonlar üretir ve bunlar sonra yine östrojene dönüşür. LH
hormonunun ana etkisi yumurtlamanın sağlanmasıdır. Oluşan yumurtlama
sonrası oluşan korpus luteumdan ise progesteron hormonu salgılanması LH
hormonu ile sağlanır.
FSH ve LH hormonu pulsasyon halinde salgılanarak etki ederler. Yani salınım hep aynı düzende değildir.
FSH ve LH hormonlarının salınımı hipotalamustan
salgılanan GnRH hormonu sayesinde olur. Vücutta seks hormonları
dediğimiz testosteron ve östrojen azalınca GnRH salınımı olur ve
hipofizden FSH ve LH salgılanır. Ergenlik (tıp dilinde puberte)
başlayınca bu hormonların salınımı artar ve ergenlik oluşur. Yani
erkekte sakal, bıyık çıkması, penis ve testislerde büyüme, ses
kalınlaşması, koltuk altı kıllanma ve penis etrafının kıllanması
oluşur. Kızlarda ise adet başlaması ve memelerin büyümesi oluşur.
Kızlarda ergenlik 9-13 yaşları arasında, erkeklerde 12-14 yaşları
arasında olur.
FSH ve LH salını adet boyunca değişiklik gösterir.
Yumurtlama öncesi artan östrojen hormonu sayesinde FSH en yüksek
seviyesine çıkar. Kadınlarda menopoz döneminde FSH ve LH hormonu
yükselir.
Erkeklerde ise FSH ve LH hormonu yaşla birlikte hafif artar ve testosteron hormonu azalır.
2)TSH (Tiroid Stimüle Edici Hormon)
TSH hormonunun hipofizden salgılanmasını
hipotamustan salgılanan TRH hormonu sağlar. TSH hormonu kana karışarak
boynumuzda bulunan tiroid bezine gider ve onun her türlü çalışmasını
ayarlar. Tiroid bezinin kandan iyod alması, tiroid hormonlarının yapımı
ve bezden salgılanması ve tiroid bezinin büyümesi hep TSH hormonu
sayesinde olur. Kanda T3 ve T4 hormonları azalınca hipofizden TSH
salınımı artar. Eğer kanda T3 ve T4 hormonları fazlaysa TSH salgısı
azalır. Pulsasyon yaparak salgılanan TSH hormonu geceleri biraz daha
fazla salgılanır. Normalde kanda 1-5 IU/L arasında bulunur.
3)Prolaktin
Prolaktin hipofizden salgılanan ve süt hormonu
olarak bilinen hormondur. Prolaktin hormonu stres durumunda, göğüs
duvarının hasarında ve gebelikte kanda yükselir. Normalde kanda 15-20
ng/ml arasında değişir.
Prolaktin hormonunun görevi süt salgısını başlatmak
ve devam ettirmektir. Gebelikte prolaktin yüksek olduğu halde süt
salgısının olmaması kanda artan östrojen ve progesteron hormonlarının
süt salgılanmasını önlemesi nedeniyledir. Doğumla birlikte bu
hormonların birden azalması süt salgılanmasını başlatır. Oksitosin
isimli hormon da sütün memeden çıkmasını sağlar. Prolaktin etkisiyle
FSH ve LH hormon salınımı azaldığından emzirme döneminde yumurtlama
olmaz. Prolaktin fazlalığı bazı hastalıklar yaparsa da prolaktin
azlığının kadınlarda adetleri bozduğu biliniyor. Erkeklerde prolaktin
azlığının etkileri bilinmiyor.
4)Büyüme Hormonu
Tıp dilinde büyüme hormonuna growth hormon adı
verilir. Büyüme hormonunun salgılanması hipotalamustan salgılanan GHRH
isimli hormonun sayesinde artarken hipotalamustan salgılanan
somatostatin isimli hormonun salgılanmasıyla azalır. Ayrıca beslenme,
seks hormonları ve bazı büyüme faktörleri de büyüme hormonunun
salgılanmasını etkiler. Mideden salgılanan ve iştah üzerine etkili olan
Ghrelin isimli hormon da büyüme hormonunu artırır. Bu hormon GHRH’un
bağlandığı reseptörlere bağlanır.
Büyüme hormonu salgısı gece artar, gündüz azalır.
Uyku, stres, kan şekeri düşüklüğü, açlık, kanda üre yüksekliği ve siroz
durumunda büyüme hormonu kanda artar. Uykunun başlangıcında büyüme
hormonu salgısı maksimum düzeye çıkar.
Yaşın ilerlemesiyle büyüme hormonu salgısı azalır.
Kan şekerinin yükselmesi, şişmanlık, tiroid hormon azalması, kanda kortizol artması ise büyüme hormonu salgılanmasını azaltır.
Büyüme hormonu kana karışarak karaciğere gelir ve
oradan IGF-1 isimli hormonu salgılatır. IGF-1 hormonu fazla
salgılanırsa büyüme hormonu salgısını önler. IGF-1 karaciğerden başka
böbrek, bağırsaklar ve kıkırdak dokusunda da yapılır. IGF-1 hormonu
sayesinde kas, kıkırdak ve kemik büyümesi sağlanır. Bu sayede boy uzar.
5)ACTH
ACTH hormonuna tıp dilinde kortikotropin hormon adı
da verilir. Hipofiz ön kısmından salgılanır. ACTH salgılanmadan önce
proopiomelanokortin isimli büyük bir moloküldür. Bu parçalanınca ACTH
oluştuğu gibi ciltte pigmentleşmeyi sağlayan beta-MSH, beta –endorfin
gibi hormonlar da oluşur.
Hipofizden ACTH salınması için hipotalamustan CRH
isimli hormonun salgılanması gerekir. CRH hormonunun etkisiyle ACTH
salınmaktadır. Gıda alımı ACTH salınımını artırır.
ACTH hormonu hipofizden salgılandıktan sonra kan
yoluyla böbreküstü bezlerine gelir. Böbreküstü bezlerine adrenal bez
adı da verilir. Bu bezler sağ ve sol olmak üzere iki adettir. İşte ACTH
adrenal bezinden bazı hormonların salgılanmasını artırır. Bunlardan
Psikolojik ve fiziksel stresler, ağrı, travma,
oksijen azlığı, kan şekeri düşmesi, soğuk, ameliyat, depresyon, ateş
yükselmesi kortizol ve ACTH salınımını artırır.
Kanda kortizol artarsa ACTH salınımı azalır. Tersine kanda kortizol artarsa ACTH salınımı artar.
6)ADH
ADH veya açık adıyla ‘’antidiüretik hormon’’ (ADH)
hipotalamusta yapılıp oradan sinir hücreleriyle arka hipofize taşınır
ve buradan kana salgılanır. Bu hormona vazopressin adı da verilir.
Vücudun su dengesini sağlar. Böbreklere etki ederek süzülen kanın geri
emilmesini sağlar. ADH hormonu ayrıca damarların kasılması ve kalp
üzerinde de etkilidir.
7)Oksitosin
Oksitosin hormonu ADH gibi hipotalamusta yapılır ve
yine onun gibi sinir hücreleriyle arka hipofize taşınarak oradan
salınır. Oksitosin memedeki kasılmayı sağlayarak sütün memeden
çıkmasını sağlar.
C) PİNEAL BEZ VE SALGILADIĞI MELATONİN HORMONU
Melatonin hormonu beyinde bulunan pineal bez
ismindeki bir bezden salgılanır. Pineal bez 100-150 mg ağırlığındadır.
Pineal bez salgıladığı melatonin ile vücudun gece gündüz
farklılıklarına uyum göstermesini sağlar.
Melatonin hormonu pineal bezde triptofan
aminoasidinin serotonine, onun da melatonine dönüşmesiyle oluşur.
Melatonin hipotalamusta bulunan suprakiazmatik nukleusun kontrolü
altında çalışır.
Gözdeki retina bölümü ışık durumunu beyine iletir ve
buradaki suprakiazmatik nükleus ışık durumuna göre pineal bezden
melatonin hormonu salgılatır.
Melatonin karanlıkta salgılanan bir hormondur. Yani
melatonin gece salgılanır, gündüz ise salgılanmaz. Gece uzunluğu
artınca melatonin salgısı da artar. Işık olunca melatonin salgısı
azalır.
Melatonin akşam saat 21’den sonra salgılanmaya
başlar ve gece saat 02.00-04.00 arası en fazla salgılanır ve sabah saat
07.00’ de salgılanması azalır. Melatonin bu nedenle gece uyku getirir
sabah ise uyanmaya katkıda bulunur.
Melatonin hormonunun etkileri şunlardır.
1.Uykuyu getirir, uyku sağlar,
2.Ergenliği başlatır
3.Üreme üzerinde etkilidir
4.Vücut ısısını azaltır.
5.Antioksidan etkisi vardır.
Melatonin ritmi sabit olduğundan uyku bozuklukları, vardiya değişiklikleri, jet lag araştırmalarında bilgi verir.
Uykusuzlukta melatonin salgısı bozulur. Eğer
melatonin gündüz salgılanırsa gündüz uyuklama, gece uyuyamama oluşur.
Bu kişiler atenolol adlı ilacı alınca melatonin azalır ve uyku durumu
düzelir.
Ergenlik oluşuncaya kadar melatonin kanda artar ve
ergenlik oluşmasından hemen önce azalır ve ergenlik başlar. O yüzden
melatonin ergenliğin başlamasında önemli rol oynamaktadır. Melatonin
düzeyleri 35-40 yaşına kadar sabit kaldıktan sonra yaşlılıkta azalır.
Melatonin çok düşük dozlarda alınırsa doğurganlığı arttırmaktadır.
Günde 6.6 gr melatonin tedavisinin parkinson,
depresyon ve şizofrenide faydası olmamıştır. Fazla alınınca gündüz uyku
ve karın ağrısı olmuştur.
Melatoninin 0.3-240 mg /gün dozunda ağızdan alınınca uyku getirmiş ve prolaktin hormonunu artırmıştır.
Hayvanlarda yapılan çalışmalarda antioksidan
etkinliği gözlenmiştir. İnsanlarda antioksidan etkisiyle ilgili çalışma
veya bilgi yoktur.
2-5 mg gibi düşük dozlarda akşama doğru alınınca uyku getirir, prolaktin azalır ve vücut ısısını azaltır.
Jet lag için faydalıdır. Melatonin tablet uçuştan
bir gün önce saat 15.00’de 0.5 mg alınır ve uçuştan sonra vardığınız
gün saat 18.00’de alınır. Doğudan batıya gidiyorsanız sabah
uyandığınızda melatonin alın. Gözleri görmeyen (kör) kişilerde
uykusuzluk için melatonin faydalı olmaktadır.
Kanser üzerine yapılan hayvan çalışmalarında kanser
hücrelerinde etkili olduğu gösterilmiştir. İmmun sistemi (bağışıklık
sistemini) desteklemektedir.
Melatonin hormonunun vücudumuzda etki yerleri şunlardır:
1.Göz dibindeki retina,
2.Hipotalamustaki suprakiazmatik nükleus adı verilen bir çekirdek
3.Hipofiz bezi
4.Hipotalamus
D) TİROİT BEZİ VE HORMONLARI
Tiroid bezi boynumuzun ön tarafında bulunan bir
organımızdır. Tiroid bezinin görevi tiroid hormonlarını üretmek,
depolamak ve gerektiğinde kana vermek ve böylece metabolizmamızı
ayarlamaktır.
Tiroid bezi küçük bir bezdir; 15-20 gram kadar
ağırlığı vardır ve bir ceviz büyüklüğündedir. Boynun ön tarafında
cildin altında bulunur ve kelebek şeklindedir. Kelebeğin kanatları sağ
ve sol lob olarak adlandırılırken, bu iki lobu birleştiren ortadaki
kısma istmus adı verilir. Her lob 4 cm uzunluğunda ve 1-2 cm enindedir.
Tiroid bezi adem elması denen nefes borusu
çıkıntısının (gırtlak) tam arkasındadır ve yutkunmakla aşağı yukarı
hareket eder. Doktorlar muayene sırasında bu nedenle yutkunmanızı
isterler.
Tiroid bezi gıda ve suyla alınan iyot minerali ile
tiroid hormonları yapan bir organdır. Su ve gıdalarla alınan iyot
bağırsaklardan kana geçtikten sonra boynumuzda bulunan tiroid bezine
gelir ve tiroid hormonlarının üretilmesinde kullanılır. Tiroid bezine
giren iyot burada tirozin isimli aminoasitle birleşerek
T3 ve T4 adı verilen tiroid hormonlarının oluşumunu sağlar. T4 hormonun
yapısında dört tane iyot molekülü olduğu için T4, T3 hormonun yapısında
ise 3 tane iyot molekülü olduğu için T3 adı verilmektedir. Tirozin
aminoasiti yediğimiz proteinli gıdalarla sağlanır. Görüldüğü gibi
tiroid hormonlarının yeteri kadar yapımı için protein ve iyodun gıda ve
suyla vücuda yetecek kadar alınması gerekmektedir. Bezde oluşan T3 ve
T4 hormonları daha sonra kan dolaşıma salınarak vücudun bütün
organlarına ve hücrelerine girer ve etkilerini gösterir.
Vücudumuzdaki tüm hücreler tiroid hormonlarından
etkilenmektedir. İnsanın, anne karnındayken gelişimi, doğduktan sonra
büyümesi ve tüm metabolizma faaliyetleri tiroid hormonları tarafından
kontrol edilmektedir. Tiroid hormonlarının vücudumuzda etkilemediği
organ veya hücre yok gibidir. Kalp hızı, kan kolesterol düzeyi, vücut
ağırlığı, kasların güçlü olması, adet düzeni, cilt ve tırnaklar,
kemikler, seks organları, beyin ve psikolojik durum tiroid
hormonlarından etkilenmektedir.
Tiroid bezinden iki türlü tiroid hormonu salgılanır.
Bunlardan daha fazla salgılananı T4 (%80 oranında salgılanır), daha az
salgılananı (%20’si) ise T3 hormonudur. Hücrelere giren ve etkili olan
hormon T3 hormonudur; T4 hormonu hücreye girmez. Bu nedenle T4 hormonu
vücudumuzda özellikle karaciğerde ve diğer organlarımızda deiyodinaz enzimleri
ile T3 hormonuna dönüşmektedir. Bu dönüşümün bozulması durumunda T3
yeterince oluşamaz ve tiroid hormonları etkisini gösteremez.
Kandaki T4 ve T3 hormonları bazı proteinlere bağlanarak dolaşırlar. Bu proteinlere bağlanan tiroid hormonlarına total T4 ve total T3 adı verilir. Kanda bulunan tiroid hormonlarının çok azı kanda hiçbir proteine bağlanmadan serbest olarak bulunur ki, bunlara serbest T3 ve serbest T4
hormonları denir. Serbest T3 ve serbest T4 hormonları total T3 ve total
T4 hormonlarıyla bir denge halinde bulunduğundan tiroid bezinin çalışma
durumunu (az, çok veya normal çalışmasını) en iyi yansıtan testler
serbest tiroid hormonlarıdır. Kan dolaşımından hücrelere total
hormonlar değil serbest hormonlar girmektedir. Bu nedenle total T4 ve
T3 tetkikleri yerine serbest T4 ve serbest T3 hormonlarını ölçtürmek
daha iyidir.
Tiroid bezinin çalışması beynimizin tabanında bulunan hipofiz bezi
tarafından kontrol edilir. Hipofiz bezi, TSH adı verilen bir hormon
salgılar ve bu hormon kan yoluyla tiroid bezine gelerek ondan tiroid
hormonu yapmasını ister TSH hormonu tiroid bezinin iyot tutmasını
sağladığı gibi tiroid hormonlarının yapılmasını da sağlar.
Tiroid hormonları metabolizmamızı hızlandırır:
Tiroid hormonlarının en önemli görevlerinden birisi bazal metabolizma
denilen istirahat halindeyken harcanan kalorileri ayarlaması ve enerji
üretimini sağlamasıdır. Bu sayede vücudumuzun ısısı ayarlanır ve
belirli bir düzeyde tutulur. Bu ısı oluşması olayı aldığımız oksijenin
yakılması sırasında oluşur. Görüldüğü gibi tiroid bezi vücudumuzu bir
soba gibi ısıtmaktadır. Tiroid bezi az çalışırsa vücut ısısı düşer ve
üşürüz. Bunun tersine çok çalışırsa metabolizma hızlanarak kendimizi
sıcak hissederiz ve sıcak yerlerden kaçarız.
Tiroid hormonlarının kan yağları üzerine etkisi :
Tiroid hormonlarının fazla salgılanması kan
yağlarının yani kolesterol ve trigliserit dediğimiz yağların
yakılmasını artırarak bunların kan düzeylerinde azalma yapar. Tiroid
hormonlarının az salgılandığı durumda (hipotiroidi) metabolizma
yavaşladığından kan yağları fazla yakılamaz ve kanda birikir. Sonuçta
kandaki kolesterol ve trigliserit isimli yağlar çok yükselir. Bu
nedenle kan yağları yüksek kişilerde mutlaka tiroid hormon tetkikleri
yapılarak altta bir tiroid bezi az çalışma durumu olup olmadığı
araştırılmalıdır. Kan yağlarını yükselten diğer bir hastalık ise şeker
hastalığıdır.
Karbonhidrat metabolizmasına etkisi:
Tiroid hormonlarının ekmek, şeker ve nişasta gibi
karbonhidratların yakılmaları ve böylece enerji üretilmesinde önemli
görevleri vardır. Kandaki şekerin insülin hormonu sayesinde hücrelere
girmesini tiroid hormonları artırır. Kanda şeker azaldığında ise tiroid
hormonları karaciğerden kana şeker salınmasını artırarak kan şekerinin
daha fazla düşmesini önler.
Tiroid hormonlarının büyüme ve boy üzerine etkisi:
Çocukların büyümesi için tiroid hormonlarının yeteri
kadar kanda olması gerekir. Tiroid hormonu az salgılanan çocuklarda
büyümede gerilik, boy kısalığı veya cücelik oluşur.
Beyin gelişimi ve anne karnındaki bebeğin büyümesi tiroid hormonlarına bağlıdır:
Anne karnındaki bebeğin beyin gelişimi anneden göbek
kordonuyla gelen tiroid hormonlarına bağlıdır. Eğer annede tiroid
yetmezliği varsa az hormon gelir ve bebeğin beyin gelişimi iyi olmaz ve
zeka geriliği ortaya çıkar. Bu nedenle gebeliğin ilk aylarında tiroid
hormon tetkiki yapılarak tiroid hormon azlığı olup olmadığı
araştırılmalıdır. Beyin dışındaki diğer organların gelişimi için de
tiroid hormonlarının yeteri kadar vücutta bulunması gerekir.
Tiroid hormonları iştah ve vücut ağırlığını kontrol eder:
Tiroid hormonlarının az salgılanması veya fazla
salgılanması iştah ve vücut ağırlığında değişiklikler yapmaktadır.
Tiroid hormonlarının az olması gıda alma olayını azaltırken fazla
olması iştahı artırarak aşırı yemek yenmesine neden olur. Kiloda
görülen değişiklikler ise tiroid hormonlarının bazal metabolizma hızını
etkilemesinden kaynaklanmaktadır. Hipotiroidi denilen tiroid bezinin az
çalışması durumunda önceki kiloya göre %15-30 oranında kiloda artma,
hipertiroidi denilen tiroid hormonlarının fazla salgılanması durumunda
ise önceki kiloya göre % 15 oranında kilo kaybı söz konusudur.
İlaçlarla tedavi yaptığımız hipertiroidili hastalarda yaklaşık 1-2 ay
sonra hastaların kilo almaya başladığını görürüz. Hipertiroidi
durumunda bazal metabolizma hızı fazladır ve aşırı oksijen tüketimi
vardır. Bazal metabolizma hızındaki bu değişiklikler karbonhidrat ve
yağ metabolizmasını da etkileyerek kan yağları düzeylerinde
değişiklikler yapmaktadır. Tiroid hormonları vücudumuzda yağ yapım
hızını ve yağ yakılmasını etkilemektedir. Karaciğer ve yağ dokusunda
bulunan ve yağ yapımını sağlayan enzimler tiroid hormonlarından
etkilenmektedirler.
E) PARATİROİD BEZLERİ VE HORMONLARI
Paratiroid bezleri tiroid bezinin arkasında ve
yapışık olarak bulunur ve 4 adettir. İki tanesi yukarıda iki tanesi
aşağıdadır. Bir paratiroid bezinin ağırlığı en fazla 70 mg kadardır ve
boyutu 6x5x2 mm kadar, yani oldukça küçüktür.
Paratiroid bezinden paratiroid hormonu salgılanır.
Paratiroid hormonu kandaki kalsiyum düzeyine göre salgılanır. Kanda
kalsiyum düşük ise paratiroid hormonu salgılanır ve bu hormon böbrek ve
kemiklere direkt olarak etki ederek ve bağırsaklara dolaylı yoldan etki
ederek kan kalsiyumunu yükseltir. Kanda kalsiyum yüksek ise paratiroid
hormonu az salgılanır.
Kanda kalsiyum ayarlanmasında böbreğin de önemli
rolü vardır. Paratiroid hormonu böbrekte D vitamininin aktif hale
gelmesine (1, 25 (OH)2D3) katkıda bulunur. Böbrekten süzülen kalsiyumun
geri alınmasında paratiroid hormonunun etkisi vardır.
Paratiroid hormonu kemiklere etki ederek kemiklerden
kalsiyum ve fosforun ayrılmasını sağlar. Paratiroid hormonu ayrıca D
vitamini yoluyla barsaklardan kalsiyum emilimini de artırır. Paratiroid
hormonu böbreklerden kalsiyum emilimini artırırken idrarla fosfat
atılımını artırır.
Kalsiyumun vücutta, yani kanda, bir dengede
tutulmasında iskelet, bağırsaklar, böbrek, paratiroid hormonu ve D
vitamininin önemli rolü vardır. Normal erişkin bir kişide diyetle
alınan günlük kalsiyum miktarı 1000 mg kadardır. Böbreklerden her gün
10 gram kalsiyum geçer ve bunun 100- 300 mg kadarı idrarla atılır.
Kalsiyum esas olarak iskelet kemiklerinde depo edilir ve iskeletimizde
yaklaşık 1000 gram kalsiyum bulunur.
F-) BÖBREK ÜSTÜ BEZİ (ADRENAL BEZ-SÜRRENAL BEZ) VE HORMONLARI
Böbreküstü bezleri veya diğer adıyla adrenal bezler
her iki böbreğin üst kısmına yerleşmiş yaklaşık 3-4 gram ağırlığında
olan bezlerdir. Adrenal bezlerin ‘’korteks’’ denen dış kısmı ve
‘’medulla’’ denen iç kısmı vardır. Medulla denen iç kısımdan adrenalin
ve noradrenalin hormonları üretilir. Korteks denen dış kısımdan ise
kortizol, aldosteron, DHEA ve testosteron gibi hormonlar üretilir.
Böbreküstü bezi bu hormonları yapmak için kanda
bulunan kolesterolü kullanır. Kolesterolün adrenal bez tarafından
alınması ve hormonların yapımını hipofiz bezinden salgılanan ACTH hormonu uyarır.
Kortizol
Kortizol salınımı gün içinde değişiklik gösterir. Sabah fazla, öğleden sonra az salgılanır.
Kortizol kandaki glukozu (şekeri) artırır. Protein,
karbonhidrat, yağlar ve nukleik asit üzerine etkilidir. Protein
yıkımını artırır. Ayrıca iltihabı azaltıcı etkileri vardır. Stres
durumunda kan kortizolü artar. Bu stres travma, ameliyat, egzersiz,
anksiyete, depresyon, kan şekeri düşmesi ve ateşlenme olabilir.
Kortizol hormonu vücut su dengesine de katkıda
bulunur. Böbreklerden su atılmasını sağlar. Kortizol davranış üzerine
de etkilidir. Azlığı veya fazlalığında psikolojik bozukluklar meydana
gelir.
Aldosteron:
Aldosteron hormonu böbrekten sodyum tutulmasını ve
potasyum atılmasını sağlar. Aldosteron salınımı renin-anjiotensin
hormonları, kandaki potasyum düzeyi ve ACTH hormonu tarafından kontrol
edilir. Vücutta sıvı miktarı renin-anjiotensin ve aldosteron hormonları
ile ayarlanır.
DHEAS
DHEAS adrenal bezden salgılanır ve yaş ilerledikçe
salgılanması azalır.Erkeklerde adrenal bezden salgılanan testosteron ve
DHEAS gibi hormonların erkek tipine etkileri pek azdır. Buna karşılık
kadınlarda fazla salınırsa erkek tipi görüntüye neden olurlar. DHEA ve
androstenedion hormonları adrenal bezden salgılanır ve cinsel kılları
kadınlarda artırır ve kadınlarda seks isteğini (libido) sağlarlar.
Stres Hormonları: Adrenalin ve Noradrenalin:
Adrenalin ve noradrenalin hormonları adrenal bezin
‘’ medulla ‘’ kısmından salgılanır. Adrenalin hormonun diğer adı
‘’epinefrin’’ dir. Adrenalin, noradrenalin ve dopamin hormonlarında
‘’katekolaminler’’ ismi de verilir. Bu hormonlar adrenal bezin medulla
kısmında tirozin isimli aminoasitten oluşur. Bu aminoasitten önce DOPA,
sonra dopamin ve noradrenalin oluşur. Noradrenalin ise son aşamada
adrenalin hormonuna dönüşür.
Adrenal bezlerden noradrenalin %20 oranında, adrenalin ise %80 oranında salgılanır.
Adrenalin ve noradrenalin hormonlarının etkileri şunlardır:
1.Kalp atım sayısını ve tansiyonu artırır, damarları kasar
2.Göz bebeklerini genişletir,
3.Kan şekerini artırır
4.Ciltteki kanın iç organlara gitmesini sağlar.
5.Kan yağ asitleri artar
6.Vücut ısısını artırır
7.Oksijen tüketimini artırır
Adrenalin stres durumlarında kanda hızla artar, o
nedenle stres hormonu olarak da bilinir. Adrenalin kanda arttığında
arttığında çarpıntı, nabız sayısında artma, kan şekerinde yükselme ve
ciltteki solukluk ve elde terleme oluşur.
Adrenalin ilaç olarak kalp durması, astım ve bazı alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılır.
G) TESTİS VE SALGILADIĞI HORMONLAR
H-) YUMURTALIK (OVER) VE HORMONLARI
- A (alfa) hücreleri
- B (beta) hücreleri
- D (delta) hücreleri
- F (PP) hücreleri
Testisler sperm üretmeye yaradığı gibi erkeklik
hormonu olan testosteron da salgılarlar. Sperm oluşumu ve testosteron
salgılanması hipofizden salgılanan FSH ve LH hormonları tarafından
kontrol edilir.
Normal erişkin bir erkekte her bir testis 20 gram
ağırlığında ve 4.5x3x2.5 cm boyutlarında ve 15-30 ml hacmindedir.
Testisler ergenliğe girmeden önce 2 cm uzunluğunda ve 2 ml kadardır.
Ergenlikle birlikte hacmi artar ve 16-19 yaşında erişkin volümüne
ulaşır. Yaşlanma ile boyutları değişmez.
Testislerin % 90’nını seminifer tübüller denen ve içinde spermin yapıldığı tüp şeklindeki yapılar oluşturur.
Testislerde bulunan ve Leydig hücresi adı verilen
hücreler testosteron üretir. Beyinde bulunan hipotalamus hipofize ne
kadar testosteron ütetileceğini bildirir. Bu amaçla hipotalamustan GnRH
hormonu salgılanır ve bu hormon hipofize gelir. GnRH hormonu hipofizden
FSH ve LH hormonunun salgılanmasını sağlar. Hipofizden salgılanan LH
hormonu leydig hücresinden testosteron salgılanmasını artırırken
hipofizden salgılanan FSH hormonu seminifer tübüllerde sperm üretimini
sağlar. Salgılanan testosteron ise hipofizden LH salgılanmasını azaltır.
FSH hormonunun etkisiyle testislerdeki sertoli
hücrelerinden inhibin ve aktivin isimli hormonlar salgılanır. İnhibin
hormonu hipofizden FSH hormonu salgılanmasını azaltırken aktivin
hormonu artırır. Aktivin hem hipofizde hem testiste yapılır.
Testosteron Hormonunun Etkileri
Testosteron erkeklerde
salgılanan en önemli seks hormonudur. Testosteron günde 5-6 mg kadar
üretilmektedir. Testosteron, testisten salgılandıktan sonra kanda seks
hormon bağlayan globuline (SHBG) bağlanır. Bu bağlanan testosteron
‘’total testosteron’’ denilirken bağlanmayan kısmına ‘’serbest
testosteron’’ denir. Kanda serbest testosteron ise tüm testosteronun %
1’ni oluşturur. Testosteron ‘’5 alfa redüktaz’’ isimli bir enzimle
dihidrotestosterona dönüşerek etkisini gösterir.
Erkek tipi gelişme yani
sakal ve bıyık çıkması, kıllanma, sesin kalınlaşması testis ve penis
büyümesi, kasların gelişmesi, boyun artması testosteron sayesinde olur.
Libido (cinsel istek) ve ereksiyon oluşmasında da testosteronun büyük
etkisi vardır. Erişkin yaşta testosteron hormonu sperm üretimi, erkek
tipi saç şekli oluşmasına, kas kitlesinin oluşmasına ve kemik kitlesi
oluşumuna katkıda bulunur.
Testosteron hormonu
çoğunlukla testislerde üretilir ancak çok az miktarda adrenal bezden de
üretilir. Kadınlarda testosteron çok az miktarda yumurtalıklarda
üretilir.
Normal erişkin erkekte total testosteron düzeyleri 3-10 ng/ml arasında değişir ve saba saatlerine en yüksek düzeydedir.
Sperm Sayısı:
Normal döl miktarı 2-6 ml arasında değişir. Normalde
spermlerin % 60 dan fazlası hareketlidir. Sperm sayısı mililitrede 20
milyondan fazla olmalıdır.
Erişkin bir kadında yumurtalıklar sağda ve solda
olmak üzere 2 tanedir ve her biri ortalama 7 gram civarındadır.
Yumurtalıklar oval şekilli olup boyutları 2-5x1,5-3x0.6-1.5 cm
civarındadır.
Yumurtalıktan salgılanan başlıca hormonlar östrojen,
progesteron ve androjen denen hormonlardır ve hepsi de kolesterolden
yapılır. Bu hormonların yumurtalıktan salgılanabilmesi için hipofizden
FSH ve LH hormonlarının yeterli ve düzenli olarak salgılanması gerekir.
Östrojen:
Yumurtalıktaki granulosa hücrelerinden salgılanır.
Östrojen hormonu kızlarda boyun uzamasına, kadın tipinin oluşmasına ve
memenin büyümesine katkıda bulunur. Sesin ince olması, dudakların
büyümesi ve kadın tipi kalça oluşmasını östrojen sağlar. Kızlarda
koltuk altı ve genital organ civarındaki kıllanma yumurtalıktan
salgılanan erkek tipi hormonlar (androjenler) sayesinde olur. Östrojen
hormonu kadınları kalp hastalığından korur ve kan kolesterolünü
azaltır.
Overden en fazla salgılanan östrojen E2 denen östradioldür.
Östrojen rahimin (tıp dilindeki adı uterus) büyümesini sağladığı gibi vajenin kaygan olmasına katkıda bulunur.
Adetin 2. ve 3. gününde estrodiol seviyesi 80 pg/ml
den az ise östrojen yetersizliği vardır. Eğer E2 50 pg/ml’den az ise
kesin östrojen eksikliği vardır.
Progesteron:
Yumurtalıktaki corpus
luteumdan salgılanır. İki adet (mens) kanamasının ortasında (ortalama
14. günden) sonra salgılanmaya başlar yani adet döneminin ikinci dönemi
denen luteal fazda salgılanır. Rahim içi zarın (endometrium)
kabarmasını ve salgılayıcı bir hal almasını, döllenmiş yumurtanın
rahimde kalması ve gebeliğin devamı için gereklidir. Progesteron vücut
ısısının artışını da yapar. Progesteron adet döneminin olmasını sağlar.
Östrojenin etkilerini dengeler.
Progesteron vücutta sıvı birikmesi ve şişkinliklerin
önemli bir nedenidir. Bunun nedeni düz kaslarda gevşeme yapması ve
bağırsaklarda bu nedenle gaz oluşmasıdır. Şişkinlik ve gaz şikayeti
olan kadınlar şunları yapmalıdır:
Tuzlu gıdalar yememeli
Yağlı yiyeceklerden ve lifli gıdalardan uzak durmalı
Sık ve az yemeli
Kahvaltı mutlaka yapılmalı
Kafein ve alkol alınmamalı
Egzersiz yapılmalı
Kilo fazla ise verilmeli
Diüretik almamalı
Hormon tetkikleri ve üre bakılmalı
Androjenler:
Yumurtalıklardan erkek tipi etki yapan hormonlardan
DHEA, testosteron, androstenedion adında ve hepsine birden genel isim
olarak androjen denen hormonlar da salgılanır. Bunlar teka
hücrelerinden salgılanır. En fazla salgılanan androstenedion olup bu
hormon daha sonra testosteron hormonuna dönüşür.
Kızlarda Ergenlik:
Kızlarda ergenliğin başlangıç yaşı değişken olsa da
meme gelişimi 10-11 yaşlarında başlar, arkasından koltuk altı ve
genital organ etrafı kıllanması başlar. Düzenli adetlerin başlaması
ergenliğin tamamlandığını gösterir. Memenin gelişmeye başlaması ile
adetlerin başlangıcı arasında ortalama 2 yıl geçer. Adetler başlangıçta
düzensiz olur. Adetlerin başlangıcında sosyoekonomik faktörler, kalıtım
(genetik yapı) etkili olmaktadır. Kilolu kızlar daha erken adet görmeye
başlar. Sporla uğraşan kızlarda, beslenme bozukluğu olanlarda adet
başlangıcı gecikir.
Adetlerin başlamasıyla hipofizden FSH ve LH salgısı artık düzenli ve devamlı olmuştur. Menopozdan sonra FSH ve LH artar
Adetlerin Başlaması (Menstruasyon)
Her sağlıklı erişkin kız veya kadın, bazen
değişmekle beraber 28 günde bir adet görür (bazen 25 günde bir veya 32
günde bir de olur). Her iki adet kanaması arasındaki döneme
memstruasyon dönemi denir. Adet kanaması da ortalama 4 gündür ve bazen
6 gün bazen 2 gün olabilir. Bu dönemin ilk 14 günlük dönemine
folliküler dönem, ikinci 14 günlük döneme luteal dönem veya faz denir.
Her adet döneminin sonunda kanda östrojen ve
progesteron hormonu hızla düşer ve arkasından FSH artmaya başlar. FSH
etkisiyle bu dönemde (ilk folliküler faz) yumurtalık içinde follikül
denen halka şeklinde yapılar oluşur. Bunların içinde yumurta vardır.
Arkasından LH hormonunun etkisiyle östrojen salgılanmaya başlar ve
yumurtlamanın oluştuğu 14. günden önce kanda östrojen hızla yükselir ve
yumurtlamadan sonra düşer. Yumurtlamadan 16 saat önce kanda LH hızla
artar. Follikül yırtılır ve içindeki yumurta dışarı çıkar. Budan sonra
progesteron hormonu salgılanmaya başlar. Progesteron hormonunun
etkisiyle yani yumurtlama olduktan sonra vücut ısısı 0.3-0.5 C artar.
Bu artış adet kanaması oluncaya kadar devam eder. Kanama olunca normale
gelir.
Rahim içini saran veya döşeyen endometrium isimli
zarda bu dönemde önemli değişiklikler oluşur. Bu zar spiral arterler
(temiz kan damarı) le beslenir. Eğer yumurtalık salgılandıktan sonra
gebelik olmaz ise bu damarların kasılmasıyla endometrium zarı dökülür
ve kanama oluşur ve adet meydana gelir.
Gebelik ve Döllenme:
Cinsel ilişki sırasında vajene bırakılan spermler
rahim ağzından girerek rahimin ampulla denen ve saçak şeklindeki uç
noktasına kadar gelirler. Rahim ağzına (vajinaya) bırakılan 250 milyon
spermden ancak 50- 200 kadarı 5 dakika sonra buraya gelebilir.
Ampullanın fırçamsı yapıları yumurtalık yüzeyini devamlı süpürürken
buradan atılan yumurtaları tutar. Burada bulunan sperm ile yumurta
birleşir ve döllenme oluşur.
Yumurtalıktan atılan yumurtanın döllenmesi ilk 24
saat içinde olursa olur, sonra olmaz. Yine vajene bırakılan spermin
dölleme kapasitesi 48 saattir.
Ampullada döllenme sonrası oluşan yapı tüpler yoluyla rahime gelir ve oraya yerleşir (3-4 gün sonra).
I) PANKREAS BEZİ VE HORMONLARI
Pankreas bezi karında midenin altında bulunan bir
organımızdır. Erişkinlerde boyu 15-20 cm, ağırlığı ise 70-100 gram
arasındadır. Pankreas, hem bağırsaklara sindirim için gerekli enzim
salgıları yapar hem de hormon salgısı yapar. Pankreas bezinin gıdaların
sindirimiyle ilgili salgıladığı enzimler tripsin, kimotripsin, elastaz,
karboksipeptidaz, lipaz ve amilaz gibi enzimlerdir. Bu enzimler
pankreasın Wirsung ve Santorini isimli kanallarıyla kanallarıyla
duodenuma (onikibarsarsak) dökülür.
Pankreasın bezinin hormonları ise bez içine dağılmış özel hücre grupları (Langerhans adacıkları)
vasıtasıyla gerçekleştirilir. Burada üretilen hormonlar (insülin,
glukagon, vs.) dolaşıma katılır ve hedef dokulara ulaşarak etkilerini
gösterirler.
Langerhans adacıkları erişkin pankreasında 0.5-1
milyon arasında değişen sayıdadır. Bu adacıkların toplam ağırlığı 1-2
gram kadar olup, pankreasın total ağırlığının %1-1.5’unu oluşturur.
Langerhans adacıklarında başlıca 4 hücre tipi vardır:
A
hücreleri adacık hücrelerinin %15’ini oluşturur. Glukagon, proglukagon,
glukagon-like peptid 1 ve 2 salgılar. B hücreleri adacıklarda en fazla
bulunan hücre tipidir (%60-70) ve bunlar insülin, C-peptid, proinsülin,
amilin ve GABA isimli hormonları salgılar. D hücreleri (%10) ise
somatostatin hormonu salgılar. F hücreleri (%15) ise pankreatik
polipeptid isimli bir hormon salgılar.
Pankreastan salgılanan hormonlar birlikte çalışarak
kan şekerinin düzenlenmesine, iştah, metabolizma ve vücut ağırlığına
etki ederler. İnsülin bir açlık hormonu olup iştahı artırır. İnsülin
ayrıca yağ depolanmasını sağlayan bir hormondur. Glisemik indeksi
yüksek gıdalar yenince aşırı insülin salgılanır. İnsülin yüksekse kilo
vermek zorlaşır.
İnsülin Hormonu:
İnsülin hormonu pankreas beta hücrelerinden
salgılanan, 51 aminoasidli, polipeptid yapılı bir hormondur. Birbirine
disülfid (-S-S-) bağıyla bağlı, A (21 aa) ve B (30 aa) olarak
adlandırılan 2 zincirden meydana gelmiştir.
İnsülin hormonu proinsülin denen bir hormonun
parçalanmasından oluşur. Bu olay sırasında proinsülinden insülin ve C
peptid oluşur. preproinsülin →→ proinsülin →→ insülin + C-peptid.
Proinsülin 86 aminoasidli tek zincirden oluşur. Bu
zincirin prohormon konvertaz isimli bir enzim tarafından parçalanması
sonucu insülin ve C-peptid meydana gelir. Proinsülinin az bir kısmı
(%3-5) parçalanmadan kan dolaşıma karışabilir. Proinsülin karaciğer
tarafından tutulmaz, yarı ömrü uzundur (3-4 saat). Biyolojik aktivitesi
insülinin %7-8’i kadardır. Proinsülinden oluşan C-peptid ise insülinle
eşit oranda dolaşıma salgılanır, yarı ömrü insülinden 3-4 kat uzundur.
Biyolojik etkisinin olmadığı sanılmaktadır.
Başta glukoz olmak üzere, çeşitli uyaranlarla B
hücrelerinden salgılanan insülinin plazmadaki yarı ömrü 3-5 dakikadır.
Karaciğer ve böbrekte insülinaz enzimlerince yıkılır. Plazmada ölçülen
insülin aktivitesinden şunlar sorumludur:
·İnsülin
·Proinsülin
·IGF-1 ve 2
Normal erişkinlerde pankreas B hücrelerinden günde ortalama 40-50 ünite
insülin salgılanır (1 ünite insülin 2 kg ağırlığındaki tavşana
uygulandığında kan şekerini 120 mg/dl’den 45 mg’a düşüren insülin
miktarıdır). Açlıkta plazma insülin düzeyi ortalama 10 mU/ml (0.4 ng/ml
= 61 pmol/L) dolayındadır. Yemeklerden sonra nadiren 100 mU/ml’ye
çıkabilir.
Gıda alımına başladıktan 8-10 dakika sonra kanda
insülin düzeyi artmaya başlar, salgılanma 30-45 dakikada en yüksek
düzeylere ulaşır, sonra azalmaya başlayarak, 90-120. dakikalarda
normale döner. Yani, insülin salgılanması iki fazlı bir seyir gösterir.
Yemekten hemen sonra oluşan ilk faz, daha önceden yapılmış ve depo
haldeki insülin salgılanmasından ileri gelir. İkinci fazda ise yeni
yapılan insülin salgılanır.
Gıda alımı olmadan da belli bir düzeyde insülin
salgısı devam etmektedir. Bu durumda plazma glukoz düzeyi 80-100 mg/dL
arasındadır. Gıda alımını takiben insülin salgısı artmaya başlar. İnsülin
salgısının en güçlü uyaranı glukozdur. Glisemi (kan şekeri) yüksekliği
devam etmesine rağmen B hücrelerinden insülin salgısı azalmaya başlar.
24 saatten fazla devam eden kan şekeri yüksekliğinde B hücreleri
glukoza karşı duyarsızlaşır ama diğer uyaranlara tepkisi devam eder.
İnsülin salgısında glukozdan başka etkenlerin de rolü vardır:
İnsülin hormonunun salgılanmasını artıranlar
Kan şekeri (glukoz)
Yağ asitleri
Mannoz
Lösin ve arginin gibi amino asitler
Bağırsaktan salınan GLP, GIP, sekretin ve gastrin hormonları
Vagal (sinir) uyarılar
Bazı ilaçlar (sulfonilüre)
İnsülin Salgısını azaltanlar:
Sinir uyarıları (a-adrenerjikler)
Somatostatin hormonu
Leptin isimli hormon
Bazı İlaçlar (diazoksit, fenitoin, vinblastin, kolşisin)
Pankreas B-hücresinden dolaşıma salgılanan insülinin esas hedef dokuları karaciğer, kas ve yağ dokusudur. İnsülin bu dokularda bulunan özel insülin reseptörlerine bağlanarak etkisini gösterir.
İnsülinin Dokularda Etkisi
İnsülin Karaciğerde glikojen denen depo şekerinin
yapımını ve depolanmasını artırır, ve yine glikojen yıkımını azaltır.
Karaciğerde protein ve trigliserid denen yağ yapımını artırır, VLDL’yi
artırır. Aminoasit ve yağ asitlerinden şeker yapılmasını
(Glukoneogenezi) önler. . Keton cisimlerinin yapımını azaltır.
Kas dokusunda aminoasitlerin hücre içine alınmasını
ve yapımını artırır. Glikojen sentezini, K alımını ve keton kullanımını
artırır.
Yağ dokusunda lipoprotein lipaz isimli bir enzimi
uyarır ve yağ hücreleri içine glukoz alımını artırır. Yağ hücresi
içinde bulunan lipazı (hormona duyarlı lipaz) önler. Yağ dokusunda
trigliserid (yağ) depolanmasını artırır.
İnsülin ayrıca hücre büyümesini artırır,
böbreklerden sodyum ve su tutulumunu artırır. İnsülin temel olarak
toklukta etkin olan bir hormondur. Enerji depolanmasını sağlar.
Amilin:
Pankreas B hücrelerinde üretilen, 37 aminoasitli bir
hormondur. B hücresi uyarıldığında insülinle birlikte salgılanır.
Amilinin görevi bilinmiyor. Uzun süren tip 2 diyabetiklerde Langerhans
adacıklarında birikimi artar.
Glukagon Hormonu:
Pankreas A hücrelerinden salgılanan bir hormondur.
Başlangıçta proglukagon şeklinde üretilir; bunun parçalanmasıyla
glukagon, glisentinle-ilgili peptid (GRP) ve glukagon-benzeri peptid
(GLP 1,2) oluşur. GLP 1 ve 2 yemeklerden sonra artar. Gıda alımına bağlı insülin salgısını artıran en önemli enterik faktör (inkretin) GLP-1 (7-37)’dir.
GLP-1(7-37) karışık bir yemek sonrası duodenum L-hücrelerinden
salgılanır. İnsülin salgısı üzerindeki etkisi glukagondan daha fazladır.
Sağlıklı kimselerde açlıkta plazma glukagon düzeyi
75 pg/ml (25 pmol/L) kadardır. Bunun aslında %30-40’ı pankreatik
glukagon olup, geri kalanı proglukagon, glisentin, GLP-1-2’den
kaynaklanır. Glukagonun plazma yarı ömrü 3-6 dakikadır, karaciğer ve
böbrek tarafından yıkılır.
Glukagon salgısı kan şekerince önlenirse de bunun
mekanizması tam bilinmiyor. İnsülin, somatostatin ve GABA da glukagon
salgısını önler. Bazı aminoasitler, katekolaminler, CCK, gastrin, GIP
ve glukokortikoidler glukagon salgısını artırır.
Glukagonun esas etkisi karaciğerdedir ve etkisi esas
itibarıyla insülin etkilerinin tersinedir. Karaciğerde depo şekeri
(glikojen) yıkımını artırdığı gibi aminoasit ve yağ asitlerinden şeker
oluşmasını (glukoneogenezi) artırır ve keton cisimleri yapımını
artırır. Glukagon kan şeker düzeyini artırır.
Somatostatin:
Somatostatin vücutta birçok dokuda yapılır, bunlar
arasında pankreas D hücreleri de vardır. Pankreas B hücrelerinden
insülin salgılatan her uyarı D hücrelerinden somatostatin salgılatır.
Normalde plazma düzeyi 80 pg/ml’den azdır. Somatostatin mide
boşalmasını geciktirir, mide asit yapımını ve gastrin salgısını önler.
Pankreas ın enzim salgısını azaltır, organlara giden kan akımını
azaltır.
Pankreatid Polipeptid (PP)
Pankreas F (PP) hücrelerinden salgılanan bir hormondur. Hakkında fazla şey bilinmiyor.
|