|
HİPOFİZ BEZİ VE HORMONLARI
HİPOFİZ BEZİ VE HORMONLARI
PROF DR METİN ÖZATA
Hipofiz bezi, kafatasının ortasında, bulunduğu yer
olarak her iki gözün arasında, burnumuzun üst kısmının arkasında
bulunan kemiğin içerisinde bulunan bir bezdir. Ağırlığı ortalama 600 mg
kadar olup kuru fasulye gibi oval, simetrik, kırmızı-kahverengi
renktedir. Kadınlarda erkeklerden biraz daha büyüktür.
Bu bez iki kısımdan oluşur ve ön kısmına ‘’ön
Hipofiz’’ veya tıp dilinde adenohipofiz denir. Arka kısmına ‘’arka
hipofiz’’ veya tıp dilinde posterior hipofiz denir. Ön bölüm hipofizin
%75-80’nini oluşturur.
Ön Hipofizden 6 tane hormon salgılanır. Bu hormonlar
sayesinde vücudumuzda bulunan diğer salgı bezleri çalışır ve onların
hormon yapmasını sağlar. Yani hipofiz bezi bir orkestra şefi gibi
vücuttaki tüm salgı bezlerini kontrol eder.
Ön hipofizden salgılanan hormonlar şunlardır:
1. FSH (Follikül stimüle edici hormon)
2. LH (lüteinize edici hormon)
3. Prolaktin (süt salgılatıcı hormon)
4. Büyüme Hormonu veya diğer adıyla Growth Hormon
5. ACTH (Adrenokortikotropik hormon)
6. TSH (tiroid stimüle edici hormon)
Arka hipofizden salgılanan 2 hormon vardır:
1. ADH (anti-diüretik hormon) veya diğer adı vazopressin
2. Oksitosin
Hipotalamus-Hipofiz-Salgı Bezi Aksı
Yukarıda anlatıldığı şekilde hormonların salınımı
için önce hipotalamustan bazı hormonlar salgılanmakta bunlar hipofize
gelerek bu defa hipofizden diğer hormonları salgılatmaktadır. İkinci
adımda ise hipofizden salgılanan hormonlar vücuttaki salgı bezlerine
giderek o bezlerden bazı hormonların salgılanmasını sağlamaktadır. İşte
hipotalamus-hipofiz-salgı bezi ekseni dediğimiz bu yol sayesinde
hormonlar gün içinde salgılanmaktadır. Hangi hormonunun hangi hormonu
salgılattığını aşağıdaki tabloda şöyle özetleyebiliriz:
Hipotalamus
GnRH
PİH
GHRH
CRH
TRH
Oksitosin, ADH
Hipofiz
FSH, LH
Prolaktin salınımı inhibe eder
Büyüme Hormonu (Growth hormon)
ACTH
TSH
Oksitosin, ADH
Salgı Bezi
Over, testis
Karaciğer’den IGF-1 salgılatır
Adrenal
Tiroid
ADH. Böbrekte su tıtar
Oksitosin süt salgılatır
Salgılanan Hormon
Over: östrojen, progesteron
Testis: testosteron, inhibin
IGF-1
Kortizol, DHEAS
Testosteron
T3 ve T4
Etki
Yumurtalık gelişimi, yumurtlama, kadın özellikler
Erkekte erkek tipi gelişimi, sperm oluşumu, kıllanma, libido
Kemik ve organların büyümesi, boyun büyümesi
Vücut dengesi, kan basıncı
Büyüme, gelişme, vücut ısısı
Hipofiz Hormonlarının Etkileri:
1) FSH ve LH:
FSH ve LH hormonları erkek ve kadında üreme
organlarına etki ederler ve bu sayede cinsel hormonların yapımını,
cinsel farklılaşmayı ve kadında yumurta, erkekte ise sperm gelişimini
sağlar.
FSH erkekte testiste bulunan sertoli hücrelerine ve
spermin yapıldığı seminifer tüplere etki eder. FSH’nin etkisiyle
sertoli hücresinden inhibin adında bir hormon salgılanır ve FSH
hormonunun hipofizden fazla salgılanmasını önler. FSH testiste bulunan
seminifer tüplerinde sperm gelişimini sağlar. LH hormonu ise testiste
bulunan leydig hücrelere etki eder ve bu hücrelerden testosteron adı
verilen erkeklik hormonunu salgılatır. Sperm hücrelerinin gelişiminde
hem FSH hem LH hormonu etkilidir.
Kadınlarda ise FSH hormonu yumurtalıkta bulunan
granuloza hücrelerine etki ederek östrojen hormonunu salgılatır. LH
hormonu ise yumurtalıkta bulunan teka hücrelerine etki ederek androjen
denen bazı hormonlar üretir ve bunlar sonra yine östrojene dönüşür. LH
hormonunun ana etkisi yumurtlamanın sağlanmasıdır. Oluşan yumurtlama
sonrası oluşan korpus luteumdan ise progesteron hormonu salgılanması LH
hormonu ile sağlanır.
FSH ve LH hormonu pulsasyon halinde salgılanarak etki ederler. Yani salınım hep aynı düzende değildir.
FSH ve LH hormonlarının salınımı hipotalamustan
salgılanan GnRH hormonu sayesinde olur. Vücutta seks hormonları
dediğimiz testosteron ve östrojen azalınca GnRH salınımı olur ve
hipofizden FSH ve LH salgılanır. Ergenlik (tıp dilinde puberte)
başlayınca bu hormonların salınımı artar ve ergenlik oluşur. Yani
erkekte sakal, bıyık çıkması, penis ve testislerde büyüme, ses
kalınlaşması, koltuk altı kıllanma ve penis etrafının kıllanması
oluşur. Kızlarda ise adet başlaması ve memelerin büyümesi oluşur.
Kızlarda ergenlik 9-13 yaşları arasında, erkeklerde 12-14 yaşları
arasında olur.
FSH ve LH salını adet boyunca değişiklik gösterir.
Yumurtlama öncesi artan östrojen hormonu sayesinde FSH en yüksek
seviyesine çıkar. Kadınlarda menopoz döneminde FSH ve LH hormonu
yükselir.
Erkeklerde ise FSH ve LH hormonu yaşla birlikte hafif artar ve testosteron hormonu azalır.
2) TSH (Tiroid Stimüle Edici Hormon)
TSH hormonunun hipofizden salgılanmasını
hipotamustan salgılanan TRH hormonu sağlar. TSH hormonu kana karışarak
boynumuzda bulunan tiroid bezine gider ve onun her türlü çalışmasını
ayarlar. Tiroid bezinin kandan iyod alması, tiroid hormonlarının yapımı
ve bezden salgılanması ve tiroid bezinin büyümesi hep TSH hormonu
sayesinde olur. Kanda T3 ve T4 hormonları azalınca hipofizden TSH
salınımı artar. Eğer kanda T3 ve T4 hormonları fazlaysa TSH salgısı
azalır. Pulsasyon yaparak salgılanan TSH hormonu geceleri biraz daha
fazla salgılanır. Normalde kanda 1-5 IU/L arasında bulunur.
3) Prolaktin
Prolaktin hipofizden salgılanan ve süt hormonu
olarak bilinen hormondur. Prolaktin hormonu stres durumunda, göğüs
duvarının hasarında ve gebelikte kanda yükselir. Normalde kanda 15-20
ng/ml arasında değişir.
Prolaktin hormonunun görevi süt salgısını başlatmak
ve devam ettirmektir. Gebelikte prolaktin yüksek olduğu halde süt
salgısının olmaması kanda artan östrojen ve progesteron hormonlarının
süt salgılanmasını önlemesi nedeniyledir. Doğumla birlikte bu
hormonların birden azalması süt salgılanmasını başlatır. Oksitosin
isimli hormon da sütün memeden çıkmasını sağlar. Prolaktin etkisiyle
FSH ve LH hormon salınımı azaldığından emzirme döneminde yumurtlama
olmaz. Prolaktin fazlalığı bazı hastalıklar yaparsa da prolaktin
azlığının kadınlarda adetleri bozduğu biliniyor. Erkeklerde prolaktin
azlığının etkileri bilinmiyor.
4) Büyüme Hormonu
Tıp dilinde büyüme hormonuna growth hormon adı
verilir. Büyüme hormonunun salgılanması hipotalamustan salgılanan GHRH
isimli hormonun sayesinde artarken hipotalamustan salgılanan
somatostatin isimli hormonun salgılanmasıyla azalır. Ayrıca beslenme,
seks hormonları ve bazı büyüme faktörleri de büyüme hormonunun
salgılanmasını etkiler. Mideden salgılanan ve iştah üzerine etkili olan
Ghrelin isimli hormon da büyüme hormonunu artırır. Bu hormon GHRH’un
bağlandığı reseptörlere bağlanır.
Büyüme hormonu salgısı gece artar, gündüz azalır.
Uyku, stres, kan şekeri düşüklüğü, açlık, kanda üre yüksekliği ve siroz
durumunda büyüme hormonu kanda artar. Uykunun başlangıcında büyüme
hormonu salgısı maksimum düzeye çıkar.
Yaşın ilerlemesiyle büyüme hormonu salgısı azalır.
Kan şekerinin yükselmesi, şişmanlık, tiroid hormon azalması, kanda kortizol artması ise büyüme hormonu salgılanmasını azaltır.
Büyüme hormonu kana karışarak karaciğere gelir ve
oradan IGF-1 isimli hormonu salgılatır. IGF-1 hormonu fazla
salgılanırsa büyüme hormonu salgısını önler. IGF-1 karaciğerden başka
böbrek, bağırsaklar ve kıkırdak dokusunda da yapılır. IGF-1 hormonu
sayesinde kas, kıkırdak ve kemik büyümesi sağlanır. Bu sayede boy uzar.
5) ACTH
ACTH hormonuna tıp dilinde kortikotropin hormon adı
da verilir. Hipofiz ön kısmından salgılanır. ACTH salgılanmadan önce
proopiomelanokortin isimli büyük bir moloküldür. Bu parçalanınca ACTH
oluştuğu gibi ciltte pigmentleşmeyi sağlayan beta-MSH, beta –endorfin
gibi hormonlar da oluşur.
Hipofizden ACTH salınması için hipotalamustan CRH
isimli hormonun salgılanması gerekir. CRH hormonunun etkisiyle ACTH
salınmaktadır. Gıda alımı ACTH salınımını artırır.
ACTH hormonu hipofizden salgılandıktan sonra kan
yoluyla böbreküstü bezlerine gelir. Böbreküstü bezlerine adrenal bez
adı da verilir. Bu bezler sağ ve sol olmak üzere iki adettir. İşte ACTH
adrenal bezinden bazı hormonların salgılanmasını artırır. Bunlardan
Psikolojik ve fiziksel stresler, ağrı, travma,
oksijen azlığı, kan şekeri düşmesi, soğuk, ameliyat, depresyon, ateş
yükselmesi kortizol ve ACTH salınımını artırır.
Kanda kortizol artarsa ACTH salınımı azalır. Tersine kanda kortizol artarsa ACTH salınımı artar.
6) ADH
ADH veya açık adıyla ‘’antidiüretik hormon’’ (ADH)
hipotalamusta yapılıp oradan sinir hücreleriyle arka hipofize taşınır
ve buradan kana salgılanır. Bu hormona vazopressin adı da verilir.
Vücudun su dengesini sağlar. Böbreklere etki ederek süzülen kanın geri
emilmesini sağlar. ADH hormonu ayrıca damarların kasılması ve kalp
üzerinde de etkilidir.
7) Oksitosin
Oksitosin hormonu ADH gibi hipotalamusta yapılır ve
yine onun gibi sinir hücreleriyle arka hipofize taşınarak oradan
salınır. Oksitosin memedeki kasılmayı sağlayarak sütün memeden
çıkmasını sağlar.
Kaynak:http://www.endokrin.org
2. http://www.endokrinoloji.org
BÜYÜME HORMONU FAZLALIĞI (AKROMEGALİ) ve KONTROLSÜZ BÜYÜME HASTALIĞI
BÜYÜME HORMONU AŞIRIĞI (AKROMEGALİ)
Akromegali büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına
bağlı olarak ortaya çıkan ancak yavaş gelişen bir hastalıktır. Bu
hastalarda teşhis sıklıkla hastalık başlangıcından uzun süre sonra
konmaktadır. Hastalığın başlangıcı ve teşhis arasındaki süre en az 10
yıl olmaktadır. Bu durumun nedeni de hastalığın sessiz olarak devam
etmesidir.
Büyüme hormonu fazla salınması ergenlikten önce olursa aşırı boy uzaması oluşur ki, buna tıp dilinde jigantizm denir.
Akromegali hastalığı uzun sürede yaşamı kısaltan ve
başka hastalıklara neden olan bir hastalıktır. Bu nedenle erken teşhis
ve tedavisi önem taşır.
Akromegalinin Nedeni Nedir?
Hastaların çoğunda ( yaklaşık % 99’unda) hipofizde
büyüme hormonu salgılayan bir kanser olmayan tümör mevcuttur. Bu
tümörler daha çok çapı 1 cm’den büyük yani makroadenom şeklindedirler.
Bu tümörler sıklıkla sadece büyüme hormonu salgılarken bazen hem büyüme
hoırmonu hem de prolaktin salgılarlar. Büyüme hormonu aşırılığı
karaciğerden insülin-like growth hormon-1 (IGF-1) denen başka bir
hormon salgılatır. IGF-1 ise cilt, bağ dokusu, kıkırdak, kemik ve
organların büyümesini artırır.
Hastanın Şikayetleri ve Belirtiler:
Artan büyüme hormonu nedeniyle çenede büyüme ve
uzama, alında çıkıntı, diş aralıklarında açılma olur ve yüz hatları
kabalaşır. Burun, dudaklar, kulaklar ve alın genişler ve büyür. Dil
büyür. Burun kemiklerinde ve yüz kemiklerinde büyüme oluşur ve eski yüz
görünümü değişir. Hastanın cilt derisinde kalınlaşma, yumuşak doku
artışına bağlı ve el ve ayaklarda büyüme meydana gelir. Bu nedenle
yüzük, ayakkabı ve şapka numaraları değişir. Ciltte yağlanma ve terleme
artışı olur. Aşırı terleme hastaların % 80’ ninden fazlasında görülür.
Baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik ve eklem ağrıları olabilir. Eklemlerde
bozukluk % 70 hastada ortaya çıkar.
Akromegalide, kalpte büyüme, ritm bozukluğu oluşabilirse de tedaviyle düzelir.
Bir kısım hastada uykuda nefes durması (uyku apnesi) ortaya çıkabilir. Bu hastalarda seste kalınlaşma olabilir.
Akromegalisi olan bazı hastalarda bacaklarda uyuşma, kas tutulması, kas ağrısı ve karpal tünel sendromu gelişebilir.
Akromegali hastalığında şeker hastalığı gelişme riski vardır.
Bu hastalarda bağırsakta polip ve kanser gelişme riski de vardır. Bu nedenle kolonoskopi ile takip yapılmalıdır.
Akromegalide tansiyon yüksekliği % 40 oranında ve diyabet (şeker hastalığı) % 20 oranında görülebilir.
Akromegalide Tanı
Akromegali tanısı için kanda büyüme hormonu ve IGF-1 düzeylerine bakılır. Kesin
teşhis için 75 gram glukozun içilmesi ile gerçekleştirilen oral glukoz
tolerans testi sırasında büyüme hormonu düzeyini ölçmek gereklidir. Bu
sırada büyüme hormonu normalde düşer, ancak akromegalide büyüme hormonu
yüksektir ve şeker içmekle düşmez. Ek olarak
IGF-1 düzeylerinin de o yaş ve cins için belirlenen üst sınırdan daha
yüksek bulunması akromegali tanısı için gereklidir. Prolaktin hormon düzeyi de bu hastalarda ölçülmelidir.
Hipofizdeki tümörü saptanmak için hipofiz MR veya tomografisi çekilmelidir.
Akromegalide Tedavi
Akromegali tedavisinde amaç büyüme hormonu ve IGF-1
fazlalığına bağlı olumsuz etkileri düzeltmek, hipofiz tümör kitlesini
kontrol altında tutmak, normal hipofiz fonksiyonlarını korumaktır.
Tedavide cerrahi girişimle (ameliyatla) tümörün
çıkarılması, hipofize yönelik radyoterapi (ışın tedavisi) ve ilaç
tedavisi gibi alternatifler vardır.
Akromegalinin kontrol altında olduğundan söz
edebilmek için ortalama büyüme hormonu düzeyinin < 2,5 ng/mL
bulunması, oral glukoz tolerans testine cevap olarak büyüme hormon
düzeyinin < 1 ng/mL olacak şekilde baskılanması ve IGF-1 düzeyinin
yaş ve cinsiyete göre normal sınırlar içinde bulunması gereklidir.
Akromegalide Cerrahi Girişim (Ameliyat):
Akromegalide ilk tedavi seçeneği transsfenoidal
cerrahi denen bir ameliyatla (burundan girerek) hipofiz tümörünün
çıkarılmasıdır. Ameliyat ile mikroadenomlu hastalarda %82,
makroadenomlu hastalarda % 60, yaygın adenomlarda % 24 oranında başarı
sağlanır.
Ameliyat öncesi büyük tümörlerde Octrotid gibi ilaçlarla tümörü küçültüp ameliyat daha sonra yapılabilir.
Radyoterapi (Işın tedavisi):
Ameliyata rağmen hipofizde kitle varsa radyoterapi
yapılabilir. İlk 2 yılda büyüme hormonu azalır. Büyüme hormonu
düzeyleri 5. yılın sonunda %75 oranında azalmaktadır. İlk 2 yıl içinde
büyüme hormon düzeylerindeki azalma en hızlıdır.
Akromegalide İlaç Tedavisi
Özellikle 55 yaşın üzerindeki akromegalik hastalarda ilaç tedavisi ilk seçenek olabilir.
İlaç olarak octreotid LAR ve lantreotid ilaçları
kullanılır. Bu ilaçlarla tümör kitlesinde % 50 azalma olabilir. Bu
ilaçlar yan etki olarak safra taşı gelişimine neden olabilmektedir.
İlaç tedavisinde özellikle hastalık şiddetinin hafif
olduğu vakalarda (serum IGF-I düzeyleri < 750 ng/mL) ve büyüme
hormonu ile prolaktinin birlikte salgılandığı adenomlarda dopamin
agonisti ilaçlar kullanılabilir. Bromokriptin büyüme hormon düzeylerini
azaltmaktadır, fakat hastaların % 20’sinden azında büyüme hormon
düzeyleri 5 ng/mL’ nin altına iner. IGF-1’ in hastaların % 10 undan
azında normale gelebildiği ifade edilmektedir. “Cabergoline”in haftalık
1.0–3.5 mg dozunda hastaların yaklaşık % 40’ ında IGF-1 düzeylerini
normale getirdiği ifade edilmektedir.
Yeni çıkan bir ilaç türü ise Pegvisomattır. Bu ilaç
büyüme hormonunun etkisini önlemektedir. Günde 40 mg dozunda
kullanılır. Bu ilaç Octreotide dirençli olgularda kullanılır
Kaynak: Hormon Hastasının El Kitabı, Prof Dr Metin Ozata, Baskıda
2. http://www.endokrinoloji.org
HİPOFİZ YETMEZLİĞİ (HİPOPİTUİTARİZM)
HİPOFİZ BEZİNİN AZ ÇALIŞMASI (HİPOPİTUİTARİZM)
Hipofiz bezinin hasar görmesi sonucu hormonlarını
salgılayamamasına hipofiz yetmezliği veya tıp dilindeki adıyla
‘’hipopituitarizm’’ denir. Hipofiz yetmezliği hipofiz bezinin hasar
görmesi nedeniyle olabildiği gibi hipotalamustan salgılanan hormonların
azlığı veya yokluğu sonucu da olabilir.
Hipofiz yetmezliği olunca hipofizden salgılanan
hormonlar az salgılanacağı için diğer salgı bezlerinde de yetmezlik
gelişir. Örneğin TSH az salgılandığı için tiroid bezi iyi çalışamaz ve
tiroid hormon azlığı (hipotiroidi) oluşur. ACTH az salgılandığı için
adrenal bez yetmezliği yani kortizol hormon yetmezliği oluşur. FSH ve
LH az salgılanırsa yumurtalık veya testis iyi çalışamaz.
Hipofiz Yetmezliğinin Nedenleri:
1) Hipofiz bezindeki tümörler ve kraniofarinjioma
isimli tümör: Hipofizdeki tümörlere adenom denir. Bunlar 1 cm den büyük
ise hipofiz hormonlarında eksiklik başlar. Kraniofarinjioma tümörü de
hipofiz yetmezliği yapar.
2) Doğum sırasında aşırı kanamaya bağlı hipofiz
bezinin harap olması (Sheehan sendromu): doğum sonrası süt gelmez,
adetler başlamaz, kıllar dökülür.
3) Sarkoidoz, hemokromatoz gibi hastalıkların hipofiz bezini tutması
4) Kafa travması geçirenlerde
5) Hipofize yönelik radyoterapi (ışın tedavisi) görenlerde 2 yıl sonra hipofiz yetmezliği gelişir.
6) Hipofiz ameliyatlarından sonra gelişebilir.
Hipofiz Yetmezliğinde Belirti ve bulgular:
Hipopituitarizmde klinik değişiklikler başlıca 2 farklı sebebe bağlıdır;
1. Hipofizde tümör varsa ona bağlıbaş ağrısı, görme alanı bozulması oluşur.
2. Hipofiz hormonu azlığına bağlı salgı bezi
yetmezliğine bağlı şikayetler: İlerleyen hipopituitarizmde öncelikle
büyüme hormonu ve FSH, LH eksilirken son dönemde TSH, ACTH ve ADH’da
eksilme görülür. Ancak bu sırada değişiklik de olabilir. Yetişkinlerde
büyüme hormonu eksikliğinin belirtileri silik olduğu için ilk
belirtiler FSH ve LH hormon eksikliğine yani testis veya yumurtalık
yetmezliğine ait olur.
FSH ve LH Eksikliği Belirtileri:
Menopoza girmemiş bir kadında FSH, LH eksilirse adet
bozukluğu en erken bulgudur. Adet sıklığında azalma veya tamamen yok
olması ve memeden süt gelmesi oluşabilir. Doğumdaki aşırı kanamadan
dolayı hipofiz yetmezliği varsa prolaktin hormonu olmayacağı için süt
olmaz. Ergenlik döneminde başlarsa koltuk altı ve seks organı civarında
kıllanma olmaz. Penis ve testis gelişimi olmaz.
Erkeklerde libido azalması, ereksiyon bozukluğu ve
sperm azlığı oluşur. Sakal tıraşı sıklığında azalma, yorgunluk, kas
erimesi, bazen meme büyümesi, koku alma bozukluğu gelişebilir. Adolesan
dönemde ergenliğe girmede gecikme ve ses incedir.
Büyüme hormon eksikliği
Çocuklarda doğumsal olarak sadece büyüme hormonu
eksikliği daha fazla görülürken yetişkinlerde sıklıkla diğer hipofiz
hormonlarında eksiklikle birlikte olur. Yetişkinlerde büyüme hormon
eksikliğinde karında yağ toplanması, kas kitlesinde azalma, güçsüzlük,
egzersiz kapasitesinde azalma, enerji azlığı, kendini kötü hissetme,
depresyon, sosyal izolasyon görülür. Cilt ince ve kurudur Hem büyüme
hormonu eksikliğine hem de seks hormon azlığına bağlı olarak yüzde ince
kırışıklıklar olabilir. Çocukların boyları akranlarına göre kısadır.
TSH eksikliği
TSH eksikliğine bağlı tiroid yetmezliği
(hipotiroidi) belirtileri yani soğuktan hoşlanmama, kabızlık,
halsizlik, iştah azalması, kilo alma, ses kalınlaşması, depressif
değişiklikler vardır. TSH eksikliğinde guatr görülmez.
ACTH eksikliği
ACTH eksikliğine bağlı olarak adrenal bez az
çalıştığından, yani kortizol hormonu kanda az olduğu için halsizlik,
iştahsızlık, bulantı, kusma, kilo kaybı, şeker düşüklüğü görülür. Bu
hastalarda eğilip kalkmakla tansiyon düşmesi (hipotansiyon), nabız
sayısında azalma (bradikardi) ve kas gücünde azalma vardır. Hastalarda
bu şikayetler stresli bir durumda artar.
Prolaktin eksikliği:
Prolaktin eksikliğine bağlı tek belirti aşırı kanamalı doğum sonrası hipofiz bezi harap olan kadınlarda süt gelmemesidir.
ADH Hormon eksikliği:
Kafa travması veya beyin ameliyatları veya hipofiz
ameliyatları sonrası geçici olarak ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda
kalıcıdır. ADH eksikliğinde hastalarda ağız kuruluğu, çok su içme, çok
idrara çıkma oluşur.
Laboratuvar Bulguları:
Kansızlık (anemi), kan şekeri düşüklüğü, kanda sodyum düşüklüğü vardır. Kan yağları yükselir. Kemik erimesi sıktır.
Teşhis:
Tiroid hormonları, seks hormonları ve kortizol hormonları bir hastada düşükse hipofiz yetmezliği akla gelir.
Kesin teşhis için bazı testler yapılması gerekir.
Tedavi:
Eksik olan hormonlar yerine konur. Yani hangi hormon
eksikse o hormon ilacı verilir. ACTH eksikliğinde kortizon ilaçları
(hidrokortizon 20-30 mg/gün veya prednizolon 5-7,5 mg/gün veya
metilprednizolon 4-6 mg/gün) hasta tarafından kullanılır. Operasyon,
travma, enfeksiyon durumlarında bu doz 2-3 kat arttırılır.
TSH eksikliğinde levotiroksin ilacı kullanılır.
Tedaviye cevap TSH ile değil klinik olarak ve serum tiroksin düzeyine
göre yapılır.
FSH, LH eksikliği içinkadınlarda östrojen tedavisi
yapılır. Yeterli östrojen tedavisi ile seks karakterleri oluşur ve
kemik erimesi önlenir. Yine bu sayede kendini iyi hissetme sağlanır.
Her adetin 12-25. günlerinde progesteron bileşikleri
(medroksiprogesteron asetat 5-10 mg) eklenir. Östrojen tedavisi 50 yaşa
kadar devam edilmelidir.
Erkeklerde libido ve ereksiyonun sağlanması, yeterli
sakal gelişimi, kas gücünün sağlanması, osteoporozun önlenmesi ve
tedavisi için 200-300 mg/3 haftada bir testosteron ilacı kas içine
yapılır. Cilde yapıştırılan testosteron ilaçları da vardır. Çocuk
isteyen hastalarda FSH, LH ilaçları kullanılır.
Büyüme hormonu eksikliğindeçocuklarda büyüme hormonu
kullanılır. Son yıllarda aterosklerozu (damar sertliğini) azaltıcı ve
vücut yağ dağılımını düzeltici etkileri nedeniyle büyüme hormonu
eksikliği olan yetişkin hastalarda da büyüme hormonu tedavisi
yapılmaktadır.
HİPOFİZ TÜMÖRLERİ
HIPOFIZ TUMÖRLERI
Hipofiz bezi beyinde her iki gozun arka tarafinda
ufak bir bezdir. Bu bezde bazen tumorler olusur. En fazla gözuken
prolaktinom denen prolaktin salgilayan tumordur. Ayrica buyume hormonu,
TSH salgılayan tumorlerde bulunur.
PROLAKTİN HORMON FAZLALIĞI (HİPERPROLAKTİNEMİ) YAPAN PROLAKTİNOMA
Hipofiz bezinden salgılanan prolaktin hormonunun aşırı salgılanması durumuna tıp dilinde ‘’hiperprolaktinemi’’ denir.
Prolaktin yüksekliği her zaman hastalık nedeniyle
olmaz. Gebelik, stres, aşırı proteinli beslenme, meme başının
uyarılması ve egzersiz de prolaktin düzeyini artırabilir.
Kullanılan bazı ilaçlar da prolaktin düzeyini
artırabilir. Özellikle depresyon ilaçları, psikiyatrik hastalık
tedavisinde kullanılan ilaçlar, içinde verapamil olan tansiyon ilacı
gibi ilaçlar, östrojen ilaçları veya doğum kontrol hapları prolaktin
düzeyinde artış yapabilir.
Hastalık nedeniyle prolaktin yükselmesi ise şu durumlarda görülür:
1)Hipofiz bezinde tümör olması: Eğer bu tümör
prolaktin salgılıyorsa buna ‘’prolaktinoma’’ adı verilir. Diğer hipofiz
tümörlerinde de prolaktin kanda artabilir.
2)Hipofizin travmaya uğraması
3)Hipofiz bezindeki sarkoidoz veya tüberküloz gibi hastalıklar
4)Hipofizin radyasyona (ışın tedavisine) maruz kalması
5)Tiroid bezi yetmezliği varsa prolaktin yükselir
6)Kronik böbrek yetmezliği ve siroz hastalığında da prolaktin yükselir
7)Bazen polikistik over sendromlu kadınlarda da hafif derecede prolaktin yüksekliği olabilir.
Makroprolaktin Nedir?
Bazen prolaktin molekül yapısı bozuk olabilir. Bu
durum varken yapılan ölçümlerde prolaktin yüksek çıkar. Aslında bu
yükseklik molekülün bozuk olmasından kaynaklanır. Bir hastalık
değildir. Bu nedenle prolaktin düzeyi yüksek olan hastalarda
makroprolaktin (diğer adı big prolaktin) bakılmasında bu nedenle fayda
vardır. Prolaktini yüksek hastaların yaklaşık % 20’sinde makroprolaktin
vardır.
Prolaktinoma ve Prolaktin Yüksekliğinin Neden Olduğu Şikayet ve Bulgular
Hipofiz bezinde bulunan ve prolaktin salgılayan
kanser olmayan tümörlere ‘’prolaktinoma’’ denir. Bunların çoğu iyi
huylu tümörlerdir ve ilaç tedavisine cevap verir.
Prolaktinoması olan hastalarda prolaktin hormon
yüksekliğine bağlı olarak kadın hastaların % 30-80’ninde memeden süt
gelmesi (tıp dilinde buna ‘’galaktore’’ denir), adetlerde azalma veya
olmaması, çocuk olmaması, libido (cinsel istek) azalması, vajinal
kuruluk, sıcak basması, ağrılı cinsel ilişki, tüylenme ve kilo artışı
oluşur. Bu şikayetlerin çoğu yüksek prolaktin nedeniyle yumurtalıktan
östrojen az salgılanmasına bağlıdır. Erkek hastalarda ise testosteron
azalması, empotans, vücut kıllarında azalma, testislerde yumuşama,
sperm sayısında azalma ve memelerde büyüme (tıp dilinde ‘’jinekomasti
‘’ denir) görülebilir. Bazı erkeklerde enerji azalması, kas kitlesinde
azalma ve kan sayımında azalma olur. Hipofizdeki tümörlerin % 30-40’nı
prolaktinoma oluşturur ve kadınlarda daha sık görülür. Hastalarda kemik
erimesi de görülebilir.
Hipofizdeki tümörün çapı önemlidir. Çapı 1 cm den
büyük ise buna tıp dilinde ‘’makroadenom’’ denir ve prolaktinomaların
çoğu mikroadenomdur. Bu tümörler göz sinirine bası yapabilir. Bu
nedenle önem taşır. Çapı 1 cm’den küçük ise bu tümörlerte
‘’mikroadenom’’ denir. Özellikle kadınlarda tanı konulduğunda
prolaktinomaların büyük çoğunluğu mikroadenom halindedir yani çapı
küçüktür. Erkeklerde ise tanı konulduğunda prolaktinomalar genellikle
makroadenomlar halinde yani çapı 1 cm’den büyüktür ve göz sinirine
baskı yapabilir.
Çapı büyük olan tümörlerde baş ağrısı vakaların
%50’sinde görülebilirken, tümörün etkisiyle diğer hipofiz hormonlarında
oluşabilecek eksikliklere bağlı şikayetler olabilir.
Uzun süre tedavi edilmemiş prolaktin yüksekliğinde
FSH ve LH hormonları az salgılanacağından ve prolaktinin etkisiyle
kemik erimesi olabilir.
Prolaktini hafif yüksek kadınlarda yumurtlamada bozulma ve çocuk olmasında zorluk olabilir.
Teşhis:
Teşhis için kanda prolaktin düzeyi ölçülür. Hafif
yükseklik varsa tetkik tekrarlanabilir. İlaç kullanımı özellikle
araştırılmalıdır. Prolaktin düzeyinde yükseklik varsa bunun tiroid
yetmezliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için tiroid
hormonlarına bakılır. Kanda üre, kreatinin, karaciğer testleri
yapılabilir. Kadınlarda gebelik testi de yapılmalıdır. Hipofizde tümör
olup olmadığını anlamak için hipofiz MR tetkiki, yoksa tomografi
yapılabilir. Hipofizde tümör varsa hipofizin diğer hormonları
incelenebilir. Büyük tümör varsa görme alanı yapılır.
Tedavi
Prolaktin yüksekliği olan hastalarda ilaç tedavisi
yapılır. Doktorunuz size uygun ilacı verecektir. Bu ilaçlar, içinde
cabergolin veya bromokriptin olan ilaçlardır. Bu ilaçlarınen sık
rastlanan yan etkileri; bulantı, tansiyon düşmesi, halsizlik, nadiren
depresyon ve kabızlıktır. İlacın dozunu yavaş artırarak ve gece
yatarken alarak yan etkiler azaltılır.
İlaç tedavisiyle hem prolaktin normale gelir hem de tümör küçülür.
En az 2 yıllık tedavi sonrasında, tümör boyutlarında
en az %50’ lik küçülme sağlandığında mikroadenomu olan hastalarda
cabergoline ya da bromokriptin dozu yavaşça azaltılarak hasta
değerlendirilir.
Tümör büyükse tedavi kesilmez.
Gebelik isteyenlerde bromokriptin ilacı tercih edilmektedir.
Gebelik sırasında mikroadenomun büyüme riski % 1
civarındadır. Şikayet olmadıkça bu hastalarda görme alanı ya da
prolaktin düzeyi takibine gerek yoktur. Yine laktasyon (emzirme)
döneminde tedaviye ara verilmelidir. Makroadenomu olan ve gebe kalan
hastalarda ise tümör büyükse görme alanı ile takip edilir.
İlaç tedavisini tolere edemeyen, tedaviye dirençli
ya da gittikçe büyüyen makroadenomu olanlarda cerrahi tedavi (ameliyat)
düşünülmelidir.
B) BÜYÜME HORMONU AŞIRI SALGILAYAN TUMOR (AKROMEGALİ)
Akromegali büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına
bağlı olarak ortaya çıkan ancak yavaş gelişen bir hastalıktır. Bu
hastalarda teşhis sıklıkla hastalık başlangıcından uzun süre sonra
konmaktadır. Hastalığın başlangıcı ve teşhis arasındaki süre en az 10
yıl olmaktadır. Bu durumun nedeni de hastalığın sessiz olarak devam
etmesidir.
Büyüme hormonu fazla salınması ergenlikten önce olursa aşırı boy uzaması oluşur ki, buna tıp dilinde jigantizm denir.
Akromegali hastalığı uzun sürede yaşamı kısaltan ve
başka hastalıklara neden olan bir hastalıktır. Bu nedenle erken teşhis
ve tedavisi önem taşır.
Akromegalinin Nedeni Nedir?
Hastaların çoğunda ( yaklaşık % 99’unda) hipofizde
büyüme hormonu salgılayan bir kanser olmayan tümör mevcuttur. Bu
tümörler daha çok çapı 1 cm’den büyük yani makroadenom şeklindedirler.
Bu tümörler sıklıkla sadece büyüme hormonu salgılarken bazen hem büyüme
hoırmonu hem de prolaktin salgılarlar. Büyüme hormonu aşırılığı
karaciğerden insülin-like growth hormon-1 (IGF-1) denen başka bir
hormon salgılatır. IGF-1 ise cilt, bağ dokusu, kıkırdak, kemik ve
organların büyümesini artırır.
Hastanın Şikayetleri ve Belirtiler:
Artan büyüme hormonu nedeniyle çenede büyüme ve
uzama, alında çıkıntı, diş aralıklarında açılma olur ve yüz hatları
kabalaşır. Burun, dudaklar, kulaklar ve alın genişler ve büyür. Dil
büyür. Burun kemiklerinde ve yüz kemiklerinde büyüme oluşur ve eski yüz
görünümü değişir. Hastanın cilt derisinde kalınlaşma, yumuşak doku
artışına bağlı ve el ve ayaklarda büyüme meydana gelir. Bu nedenle
yüzük, ayakkabı ve şapka numaraları değişir. Ciltte yağlanma ve terleme
artışı olur. Aşırı terleme hastaların % 80’ ninden fazlasında görülür.
Baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik ve eklem ağrıları olabilir. Eklemlerde
bozukluk % 70 hastada ortaya çıkar.
Akromegalide, kalpte büyüme, ritm bozukluğu oluşabilirse de tedaviyle düzelir.
Bir kısım hastada uykuda nefes durması (uyku apnesi) ortaya çıkabilir. Bu hastalarda seste kalınlaşma olabilir.
Akromegalisi olan bazı hastalarda bacaklarda uyuşma, kas tutulması, kas ağrısı ve karpal tünel sendromu gelişebilir.
Akromegali hastalığında şeker hastalığı gelişme riski vardır.
Bu hastalarda bağırsakta polip ve kanser gelişme riski de vardır. Bu nedenle kolonoskopi ile takip yapılmalıdır.
Akromegalide tansiyon yüksekliği % 40 oranında ve diyabet (şeker hastalığı) % 20 oranında görülebilir.
Tanı
Akromegali tanısı için kanda büyüme hormonu ve IGF-1 düzeylerine bakılır.
Kesin teşhis için 75 gram glukozun içilmesi ile
gerçekleştirilen oral glukoz tolerans testi sırasında büyüme hormonu
düzeyini ölçmek gereklidir. Bu sırada büyüme hormonu normalde düşer,
ancak akromegalide büyüme hormonu yüksektir ve şeker içmekle düşmez.
Ek olarak IGF-1 düzeylerinin de o yaş ve cins için
belirlenen üst sınırdan daha yüksek bulunması akromegali tanısı için
gereklidir.
Prolaktin hormon düzeyi de bu hastalarda ölçülmelidir.
Hipofizdeki tümörü saptanmak için hipofiz MR veya tomografisi çekilmelidir.
Tedavi
Akromegali tedavisinde amaç büyüme hormonu ve IGF-1
fazlalığına bağlı olumsuz etkileri düzeltmek, hipofiz tümör kitlesini
kontrol altında tutmak, normal hipofiz fonksiyonlarını korumaktır.
Tedavide cerrahi girişimle (ameliyatla) tümörün
çıkarılması, hipofize yönelik radyoterapi (ışın tedavisi) ve ilaç
tedavisi gibi alternatifler vardır.
Akromegalinin kontrol altında olduğundan söz
edebilmek için ortalama büyüme hormonu düzeyinin < 2,5 ng/mL
bulunması, oral glukoz tolerans testine cevap olarak büyüme hormon
düzeyinin < 1 ng/mL olacak şekilde baskılanması ve IGF-1 düzeyinin
yaş ve cinsiyete göre normal sınırlar içinde bulunması gereklidir.
Cerrahi Girişim (Ameliyat):
Akromegalide ilk tedavi seçeneği transsfenoidal
cerrahi denen bir ameliyatla (burundan girerek) hipofiz tümörünün
çıkarılmasıdır. Ameliyat ile mikroadenomlu hastalarda %82,
makroadenomlu hastalarda % 60, yaygın adenomlarda % 24 oranında başarı
sağlanır.
Ameliyat öncesi büyük tümörlerde Octrotid gibi ilaçlarla tümörü küçültüp ameliyat daha sonra yapılabilir.
Radyoterapi (Işın tedavisi):
Ameliyata rağmen hipofizde kitle varsa radyoterapi
yapılabilir. İlk 2 yılda büyüme hormonu azalır. Büyüme hormonu
düzeyleri 5. yılın sonunda %75 oranında azalmaktadır. İlk 2 yıl içinde
büyüme hormon düzeylerindeki azalma en hızlıdır.
İlaç Tedavisi
Özellikle 55 yaşın üzerindeki akromegalik hastalarda ilaç tedavisi ilk seçenek olabilir.
İlaç olarak octreotid LAR ve lantreotid ilaçları
kullanılır. Bu ilaçlarla tümör kitlesinde % 50 azalma olabilir. Bu
ilaçlar yan etki olarak safra taşı gelişimine neden olabilmektedir.
İlaç tedavisinde özellikle hastalık şiddetinin hafif
olduğu vakalarda (serum IGF-I düzeyleri < 750 ng/mL) ve büyüme
hormonu ile prolaktinin birlikte salgılandığı adenomlarda dopamin
agonisti ilaçlar kullanılabilir. Bromokriptin büyüme hormon düzeylerini
azaltmaktadır, fakat hastaların % 20’sinden azında büyüme hormon
düzeyleri 5 ng/mL’ nin altına iner. IGF-1’ in hastaların % 10 undan
azında normale gelebildiği ifade edilmektedir. “Cabergoline”in haftalık
1.0–3.5 mg dozunda hastaların yaklaşık % 40’ ında IGF-1 düzeylerini
normale getirdiği ifade edilmektedir.
Yeni çıkan bir ilaç türü ise Pegvisomattır. Bu ilaç
büyüme hormonunun etkisini önlemektedir. Günde 40 mg dozunda
kullanılır. Bu ilaç Octreotide dirençli olgularda kullanılır
HİPOFİZ TÜMÖRLERİ
HIPOFIZ TUMÖRLERI
Hipofiz bezi beyinde her iki gozun arka tarafinda
ufak bir bezdir. Bu bezde bazen tumorler olusur. En fazla gözuken
prolaktinom denen prolaktin salgilayan tumordur. Ayrica buyume hormonu,
TSH salgılayan tumorlerde bulunur.
PROLAKTİN HORMON FAZLALIĞI (HİPERPROLAKTİNEMİ) YAPAN PROLAKTİNOMA
Hipofiz bezinden salgılanan prolaktin hormonunun aşırı salgılanması durumuna tıp dilinde ‘’hiperprolaktinemi’’ denir.
Prolaktin yüksekliği her zaman hastalık nedeniyle
olmaz. Gebelik, stres, aşırı proteinli beslenme, meme başının
uyarılması ve egzersiz de prolaktin düzeyini artırabilir.
Kullanılan bazı ilaçlar da prolaktin düzeyini
artırabilir. Özellikle depresyon ilaçları, psikiyatrik hastalık
tedavisinde kullanılan ilaçlar, içinde verapamil olan tansiyon ilacı
gibi ilaçlar, östrojen ilaçları veya doğum kontrol hapları prolaktin
düzeyinde artış yapabilir.
Hastalık nedeniyle prolaktin yükselmesi ise şu durumlarda görülür:
1)Hipofiz bezinde tümör olması: Eğer bu tümör
prolaktin salgılıyorsa buna ‘’prolaktinoma’’ adı verilir. Diğer hipofiz
tümörlerinde de prolaktin kanda artabilir.
2)Hipofizin travmaya uğraması
3)Hipofiz bezindeki sarkoidoz veya tüberküloz gibi hastalıklar
4)Hipofizin radyasyona (ışın tedavisine) maruz kalması
5)Tiroid bezi yetmezliği varsa prolaktin yükselir
6)Kronik böbrek yetmezliği ve siroz hastalığında da prolaktin yükselir
7)Bazen polikistik over sendromlu kadınlarda da hafif derecede prolaktin yüksekliği olabilir.
Makroprolaktin Nedir?
Bazen prolaktin molekül yapısı bozuk olabilir. Bu
durum varken yapılan ölçümlerde prolaktin yüksek çıkar. Aslında bu
yükseklik molekülün bozuk olmasından kaynaklanır. Bir hastalık
değildir. Bu nedenle prolaktin düzeyi yüksek olan hastalarda
makroprolaktin (diğer adı big prolaktin) bakılmasında bu nedenle fayda
vardır. Prolaktini yüksek hastaların yaklaşık % 20’sinde makroprolaktin
vardır.
Prolaktinoma ve Prolaktin Yüksekliğinin Neden Olduğu Şikayet ve Bulgular
Hipofiz bezinde bulunan ve prolaktin salgılayan
kanser olmayan tümörlere ‘’prolaktinoma’’ denir. Bunların çoğu iyi
huylu tümörlerdir ve ilaç tedavisine cevap verir.
Prolaktinoması olan hastalarda prolaktin hormon
yüksekliğine bağlı olarak kadın hastaların % 30-80’ninde memeden süt
gelmesi (tıp dilinde buna ‘’galaktore’’ denir), adetlerde azalma veya
olmaması, çocuk olmaması, libido (cinsel istek) azalması, vajinal
kuruluk, sıcak basması, ağrılı cinsel ilişki, tüylenme ve kilo artışı
oluşur. Bu şikayetlerin çoğu yüksek prolaktin nedeniyle yumurtalıktan
östrojen az salgılanmasına bağlıdır. Erkek hastalarda ise testosteron
azalması, empotans, vücut kıllarında azalma, testislerde yumuşama,
sperm sayısında azalma ve memelerde büyüme (tıp dilinde ‘’jinekomasti
‘’ denir) görülebilir. Bazı erkeklerde enerji azalması, kas kitlesinde
azalma ve kan sayımında azalma olur. Hipofizdeki tümörlerin % 30-40’nı
prolaktinoma oluşturur ve kadınlarda daha sık görülür. Hastalarda kemik
erimesi de görülebilir.
Hipofizdeki tümörün çapı önemlidir. Çapı 1 cm den
büyük ise buna tıp dilinde ‘’makroadenom’’ denir ve prolaktinomaların
çoğu mikroadenomdur. Bu tümörler göz sinirine bası yapabilir. Bu
nedenle önem taşır. Çapı 1 cm’den küçük ise bu tümörlerte
‘’mikroadenom’’ denir. Özellikle kadınlarda tanı konulduğunda
prolaktinomaların büyük çoğunluğu mikroadenom halindedir yani çapı
küçüktür. Erkeklerde ise tanı konulduğunda prolaktinomalar genellikle
makroadenomlar halinde yani çapı 1 cm’den büyüktür ve göz sinirine
baskı yapabilir.
Çapı büyük olan tümörlerde baş ağrısı vakaların
%50’sinde görülebilirken, tümörün etkisiyle diğer hipofiz hormonlarında
oluşabilecek eksikliklere bağlı şikayetler olabilir.
Uzun süre tedavi edilmemiş prolaktin yüksekliğinde
FSH ve LH hormonları az salgılanacağından ve prolaktinin etkisiyle
kemik erimesi olabilir.
Prolaktini hafif yüksek kadınlarda yumurtlamada bozulma ve çocuk olmasında zorluk olabilir.
Teşhis:
Teşhis için kanda prolaktin düzeyi ölçülür. Hafif
yükseklik varsa tetkik tekrarlanabilir. İlaç kullanımı özellikle
araştırılmalıdır. Prolaktin düzeyinde yükseklik varsa bunun tiroid
yetmezliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamak için tiroid
hormonlarına bakılır. Kanda üre, kreatinin, karaciğer testleri
yapılabilir. Kadınlarda gebelik testi de yapılmalıdır. Hipofizde tümör
olup olmadığını anlamak için hipofiz MR tetkiki, yoksa tomografi
yapılabilir. Hipofizde tümör varsa hipofizin diğer hormonları
incelenebilir. Büyük tümör varsa görme alanı yapılır.
Tedavi
Prolaktin yüksekliği olan hastalarda ilaç tedavisi
yapılır. Doktorunuz size uygun ilacı verecektir. Bu ilaçlar, içinde
cabergolin veya bromokriptin olan ilaçlardır. Bu ilaçlarınen sık
rastlanan yan etkileri; bulantı, tansiyon düşmesi, halsizlik, nadiren
depresyon ve kabızlıktır. İlacın dozunu yavaş artırarak ve gece
yatarken alarak yan etkiler azaltılır.
İlaç tedavisiyle hem prolaktin normale gelir hem de tümör küçülür.
En az 2 yıllık tedavi sonrasında, tümör boyutlarında
en az %50’ lik küçülme sağlandığında mikroadenomu olan hastalarda
cabergoline ya da bromokriptin dozu yavaşça azaltılarak hasta
değerlendirilir.
Tümör büyükse tedavi kesilmez.
Gebelik isteyenlerde bromokriptin ilacı tercih edilmektedir.
Gebelik sırasında mikroadenomun büyüme riski % 1
civarındadır. Şikayet olmadıkça bu hastalarda görme alanı ya da
prolaktin düzeyi takibine gerek yoktur. Yine laktasyon (emzirme)
döneminde tedaviye ara verilmelidir. Makroadenomu olan ve gebe kalan
hastalarda ise tümör büyükse görme alanı ile takip edilir.
İlaç tedavisini tolere edemeyen, tedaviye dirençli
ya da gittikçe büyüyen makroadenomu olanlarda cerrahi tedavi (ameliyat)
düşünülmelidir.
B) BÜYÜME HORMONU AŞIRI SALGILAYAN TUMOR (AKROMEGALİ)
Akromegali büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına
bağlı olarak ortaya çıkan ancak yavaş gelişen bir hastalıktır. Bu
hastalarda teşhis sıklıkla hastalık başlangıcından uzun süre sonra
konmaktadır. Hastalığın başlangıcı ve teşhis arasındaki süre en az 10
yıl olmaktadır. Bu durumun nedeni de hastalığın sessiz olarak devam
etmesidir.
Büyüme hormonu fazla salınması ergenlikten önce olursa aşırı boy uzaması oluşur ki, buna tıp dilinde jigantizm denir.
Akromegali hastalığı uzun sürede yaşamı kısaltan ve
başka hastalıklara neden olan bir hastalıktır. Bu nedenle erken teşhis
ve tedavisi önem taşır.
Akromegalinin Nedeni Nedir?
Hastaların çoğunda ( yaklaşık % 99’unda) hipofizde
büyüme hormonu salgılayan bir kanser olmayan tümör mevcuttur. Bu
tümörler daha çok çapı 1 cm’den büyük yani makroadenom şeklindedirler.
Bu tümörler sıklıkla sadece büyüme hormonu salgılarken bazen hem büyüme
hoırmonu hem de prolaktin salgılarlar. Büyüme hormonu aşırılığı
karaciğerden insülin-like growth hormon-1 (IGF-1) denen başka bir
hormon salgılatır. IGF-1 ise cilt, bağ dokusu, kıkırdak, kemik ve
organların büyümesini artırır.
Hastanın Şikayetleri ve Belirtiler:
Artan büyüme hormonu nedeniyle çenede büyüme ve
uzama, alında çıkıntı, diş aralıklarında açılma olur ve yüz hatları
kabalaşır. Burun, dudaklar, kulaklar ve alın genişler ve büyür. Dil
büyür. Burun kemiklerinde ve yüz kemiklerinde büyüme oluşur ve eski yüz
görünümü değişir. Hastanın cilt derisinde kalınlaşma, yumuşak doku
artışına bağlı ve el ve ayaklarda büyüme meydana gelir. Bu nedenle
yüzük, ayakkabı ve şapka numaraları değişir. Ciltte yağlanma ve terleme
artışı olur. Aşırı terleme hastaların % 80’ ninden fazlasında görülür.
Baş ağrısı, yorgunluk, bitkinlik ve eklem ağrıları olabilir. Eklemlerde
bozukluk % 70 hastada ortaya çıkar.
Akromegalide, kalpte büyüme, ritm bozukluğu oluşabilirse de tedaviyle düzelir.
Bir kısım hastada uykuda nefes durması (uyku apnesi) ortaya çıkabilir. Bu hastalarda seste kalınlaşma olabilir.
Akromegalisi olan bazı hastalarda bacaklarda uyuşma, kas tutulması, kas ağrısı ve karpal tünel sendromu gelişebilir.
Akromegali hastalığında şeker hastalığı gelişme riski vardır.
Bu hastalarda bağırsakta polip ve kanser gelişme riski de vardır. Bu nedenle kolonoskopi ile takip yapılmalıdır.
Akromegalide tansiyon yüksekliği % 40 oranında ve diyabet (şeker hastalığı) % 20 oranında görülebilir.
Tanı
Akromegali tanısı için kanda büyüme hormonu ve IGF-1 düzeylerine bakılır.
Kesin teşhis için 75 gram glukozun içilmesi ile
gerçekleştirilen oral glukoz tolerans testi sırasında büyüme hormonu
düzeyini ölçmek gereklidir. Bu sırada büyüme hormonu normalde düşer,
ancak akromegalide büyüme hormonu yüksektir ve şeker içmekle düşmez.
Ek olarak IGF-1 düzeylerinin de o yaş ve cins için
belirlenen üst sınırdan daha yüksek bulunması akromegali tanısı için
gereklidir.
Prolaktin hormon düzeyi de bu hastalarda ölçülmelidir.
Hipofizdeki tümörü saptanmak için hipofiz MR veya tomografisi çekilmelidir.
Tedavi
Akromegali tedavisinde amaç büyüme hormonu ve IGF-1
fazlalığına bağlı olumsuz etkileri düzeltmek, hipofiz tümör kitlesini
kontrol altında tutmak, normal hipofiz fonksiyonlarını korumaktır.
Tedavide cerrahi girişimle (ameliyatla) tümörün
çıkarılması, hipofize yönelik radyoterapi (ışın tedavisi) ve ilaç
tedavisi gibi alternatifler vardır.
Akromegalinin kontrol altında olduğundan söz
edebilmek için ortalama büyüme hormonu düzeyinin < 2,5 ng/mL
bulunması, oral glukoz tolerans testine cevap olarak büyüme hormon
düzeyinin < 1 ng/mL olacak şekilde baskılanması ve IGF-1 düzeyinin
yaş ve cinsiyete göre normal sınırlar içinde bulunması gereklidir.
Cerrahi Girişim (Ameliyat):
Akromegalide ilk tedavi seçeneği transsfenoidal
cerrahi denen bir ameliyatla (burundan girerek) hipofiz tümörünün
çıkarılmasıdır. Ameliyat ile mikroadenomlu hastalarda %82,
makroadenomlu hastalarda % 60, yaygın adenomlarda % 24 oranında başarı
sağlanır.
Ameliyat öncesi büyük tümörlerde Octrotid gibi ilaçlarla tümörü küçültüp ameliyat daha sonra yapılabilir.
Radyoterapi (Işın tedavisi):
Ameliyata rağmen hipofizde kitle varsa radyoterapi
yapılabilir. İlk 2 yılda büyüme hormonu azalır. Büyüme hormonu
düzeyleri 5. yılın sonunda %75 oranında azalmaktadır. İlk 2 yıl içinde
büyüme hormon düzeylerindeki azalma en hızlıdır.
İlaç Tedavisi
Özellikle 55 yaşın üzerindeki akromegalik hastalarda ilaç tedavisi ilk seçenek olabilir.
İlaç olarak octreotid LAR ve lantreotid ilaçları
kullanılır. Bu ilaçlarla tümör kitlesinde % 50 azalma olabilir. Bu
ilaçlar yan etki olarak safra taşı gelişimine neden olabilmektedir.
İlaç tedavisinde özellikle hastalık şiddetinin hafif
olduğu vakalarda (serum IGF-I düzeyleri < 750 ng/mL) ve büyüme
hormonu ile prolaktinin birlikte salgılandığı adenomlarda dopamin
agonisti ilaçlar kullanılabilir. Bromokriptin büyüme hormon düzeylerini
azaltmaktadır, fakat hastaların % 20’sinden azında büyüme hormon
düzeyleri 5 ng/mL’ nin altına iner. IGF-1’ in hastaların % 10 undan
azında normale gelebildiği ifade edilmektedir. “Cabergoline”in haftalık
1.0–3.5 mg dozunda hastaların yaklaşık % 40’ ında IGF-1 düzeylerini
normale getirdiği ifade edilmektedir.
Yeni çıkan bir ilaç türü ise Pegvisomattır. Bu ilaç
büyüme hormonunun etkisini önlemektedir. Günde 40 mg dozunda
kullanılır. Bu ilaç Octreotide dirençli olgularda kullanılır
|