Prof Dr Metin Ozata
GUATR TIROID ENDOKRIN DIYABET ZAYIFLAMA DIYET
Ana Sayfa      DIYABET-SEKER HASTALIGI


DİYABET-ŞEKER HASTALIĞI

  PROF DR METİN ÖZATA

Tip 1 diyabete insüline bağımlı diyabet ismi de verilir. Genellikle zayıf, kilo kaybı olan, aşırı susama ve çok idrara gitme şikayeti olan kişilerde saptanır. İdrarlarında keton denen bir madde teşhis sırasında bulunabilir. Ketoasidoz komasından ve ölümden korunmak için insülin tedavisi olmak zorundadırlar. Hastalığın erken döneminde pankreastaki beta hücrelerinin yıkımını gösteren adacık hücre antikoru (ICA), insüline karşı antikorlar (IAA) ve glutamik asid dekarboksilaza karşı antikorlar (GAD) kanda yüksek olarak bulunur.

a) Tip 1 Diyabet Kimlerde Görülür
Tip 1 diyabet her 300 çocuktan 1’inde görülür. Tek yumurta ikizlerinden birisinde varsa diğerinde gelişme riski %50’dir. Tip 1 diyabetli çocuğun babasında %6, annesinde %2, kardeşlerinde %5 ve birinci derece akrabalarında %20 oranında diyabet gelişme riski vardır. Riskteki kişileri önceden anlamak için kanda antikor hormonu veya doku tiplemesi (HLA) yapılabilir. Ancak bunlar pahalı testlerdir.
Tip 1 diyabetli bir annenin diyabetli bir çocuğa sahip olma olasılığı 1/20 dir. Tip 1 diyabet pankreas bezindeki beta hücrelerinin bağışıklık sistemi tarafından yıkılması ile oluşur. Vücut genetik bir eğilim sonucu pankreastaki beta hücrelerini yabancı bir doku olarak algılar ve onu yok etmeye çalışır. İşte bu amaçla insülin antikoru, adacık antikoru ve GAD antikoru denen antikorlar vücut tarafından yapılır. Bu antikorlar pankreas bezinin beta hücrelerine yapışarak orada bir iltihap meydana getirir ve beta hücreleri tahrip olur. İnsülin hormonu salgılayan beta hücreleri yok olunca insülin vücutta azalır ve yok olur. Bu yüzden tip 1 diyabetli hastaların kanlarında insülin hormonu yoktur. Sonuçta insülin eksikliği nedeniyle kandaki şeker hücrelere giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Tip 1 şeker hastalığının ortaya çıkmasında oksijen yakım yan ürünü olan oksijen radikalleri ile gıdalarla alınan serbest radikaller de etkili olabilir.
Sosis, salam, sucuk , soda ve suda bulunan nitrat vücutta serbest radikalleri arttırarak beta hücrelerinin tahrip olmasına neden olarak tip 1 şeker hastalığının ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.
İnek sütünün erken dönemde içilmesi de bebeklerde beta hücre harabiyeti yaratabilmektedir.
Bazı virüsler beta hücre harabiyeti yaparak şeker hastalığına neden olabilmektedir.
D vitamini eksikliği de tip 1 şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunabilmektedir.
Tip 1 diyabet şişman çocuklarda görülebilir. Şişman çocuklardaki insülin direnci pankreasdaki beta hücrelerini strese sokar ve tip 1 şeker hastalığı görülebilir.
Tip 1 diyabet daha çok çocukluk çağında görülürse de otoimmün tip denilen bir tipi her yaşta görülebilir.

b) Tip 1 Diyabetli Hastalarda Sık Görülen Diğer Hastalıklar

Tip 1 diyabetli çocuk veya hastalarda sık görülen diğer hastalıklar aşağıda verilmiştir ve bu hastalıklar yönünden tarama yapılmalıdır.
Sık görülen hastalıklar:
Çölyak hastalığı: Bağırsak hastalığıdır
Graves hastalığı: Tiroit bezinin çok çalışması
Hipotiroidi: Tiroit bezinin az çalışması
Addison Hastalığı: Böbreküstü bezinin az çalışması-Kortizol hormon azlığı
Pernisiyöz anemi: B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık

c) Çocuklarda Tip 1 Şeker Hastalığını Önlemek İçin Neler Yapılabilir?
1.Bebeğin anne sütü ile beslenmesi çok önemlidir. İnek sütünü bebeğe ilk 6 ay vermemelidir.
2.Sağlıklı beslenmenin sağlanması
Allerji yapan buğday, patates, portakal suyu ve yumurta gibi gıdalar bebeğe biraz daha geç başlanmalı.
3.Salam, sosis, sucuk, janbon yedirilmemeli
4.Temiz su içilmeli. İçinde nitrat olan maden suyu veya su içilmemeli
5.Kilo varsa verilmeli
6.D vitamini eksikliği varsa giderilmeli
7.Kanda mağnezyum, çinko ve kalsiyum eksikliği yapmayacak bir beslenme yapılmalıdır.


d) Tip 1 Diyabetin Tedavisi
İlk teşhis konulduğunda tip 1 diyabetli çocuk veya gençler hastaneye yatırılarak insülin tedavisine başlanır ve insülin yapılması öğretilir. Çocuğunda şeker hastalığı olan anne ve baba ilk önce bir panik içindedir. Bu nedenle anne ve babanın da hastalık konusunda bilgilenmesi gerekir. İnsülin tedavisi genellikle günde iki kez orta etkili ve kısa etkili insülinin karışımı şeklinde olur. Günlük uygulanacak toplam insülin dozunun üçte ikisi sabah kahvaltı öncesi geri kalanı akşam yemeği öncesi yapılır. Akşam ve sabah açlık kan şekeri düzeyleri takip edilerek insülin dozları ayarlanır. Ayrıca uzun etkili bir insülin ve birlikte her yemek öncesi kısa etkili bir insülin enjeksiyonu da yapılabilir. Bazı hastalarda gerekirse insülin pompası takılabilir. Tedavinizi doktorunuz ayarlayacaktır.

e) Balayı Dönemi Nedir?
İnsülin tedavisine başlanan tip 1 diyabetli hastalarda bir süre sonra insülin ihtiyacı azalır ve insülin gerekmeyecek hale gelir. Bu hastalarda pankreas bezinde çok az miktarda insülin salgılayan beta hücresinin kalması nedeniyle bu tablo oluşmaktadır. İşte insülin ihtiyacının ortadan kalktığı bu döneme balayı dönemi denir. Bu dönem 1 ay ile 1 yıl arasında olabilir. Daha sonra tekrar kan şekeri yükselmeye başlar ve insülin tedavisine geçilir. Balayı döneminde de kan şeker ölçümleri sürekli olarak takip edilmelidir.


 





ŞEKER HASTALIĞI

Şeker Hastalığı

Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar bağırsaklarda parçalanarak ufak şeker parçalarına dönüşür ve daha sonra bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji sağlanması için kan şekerinin özellikle kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular olmak üzere tüm organların hücrelerine girmesi gerekir. Kanda bulunan şekerin hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde olur. İnsülin hormonu kanda yoksa veya olduğu halde hücrelerce emilemiyor ve etki gösteremiyorsa kandaki şeker hücreye giremediğinden birikir ve şekeriniz yükselmeye başlar. İşte kan şekerinin sabah aç karna yapılan ölçümde 126 mg/dl yi geçmesi durumuna şeker hastalığı diyoruz. Kanda şekeri 180 mg/dl’yi geçince idrarla atılmaya başlar, yani idrarınızda şeker çıkar. Açlık kan şekeri 90 mg/dl üzerinde ise kan şekeriniz bozulmaya başlamış demektir. Hemen bir ENDOKRİN uzmanına başvurunuz. Şekerim sınırda diye kendinizi aldatmayınız.

Şeker Hastalığının Belirtileri

Tip 1 şeker hastalarında çok su içme, çok idrara gitme, çok yemek yenmesine karşın kilo verme gibi şikayetler çok belirgin olduğu halde Tip 2 şeker hastalarında bu belirtiler silik olabilir ve hastalık sinsi bir şekilde başlar. Bu kişilerin çoğunda hiçbir şikayet olmayabilir. Bazı hastalarda ise sık idrara gitme, aşırı açlık, zayıflama, halsizlik, görmede bulanıklık, kadınlarda vajinal kaşıntı, susuzluk ve çok su içme gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Şeker hastalığında görülen belirtiler şunlardır:

Çok su içme ve ağız kuruması
Çok idrara gitme
Çok acıkma
Çok yemek yemeye rağmen zayıflama ve halsizlik
Yaraların geç iyileşmesi
Cildin kuru ve kaşıntılı olması
Ayaklarda uyuşma ve karıncalanma
Görmede bulanıklık
Vajinal kaşıntı
Yemeklerden sonra uyku gelmesi
Tatlıya düşkünlük
Sinirlilik
El ayalarında ve ayak altlarında yanma
Uzun açlıklarda el-ayak titremesi
Horlama




Şeker Hastalığının Gelişim Evreleri
Şeker hastalığı 4 aşamada adım adım gelişir. Aşağıda verilen bu aşamaları çoğu zaman fark etme imkanı olmaz.
Şeker hastalığının gelişim evreleri şunlardır: :
1.Reaktif hipoglisemi (Kan şekeri düşüklüğü) evresi
Ailesinde şeker hastalığı olan kişilerde şeker hastalığı ortaya çıkmadan 3-4 yıl öncesi yemek sonrası kan şekerinde düşmeler olmaya başlar. Bunu anlamak için 3 veya 4 saatlik şeker yükleme testi yapılır. 3. ve 4. saatte kan şekerini 80 mg/ dl’nin altına düşmesine hipoglisemi veya kan şekeri düşüklüğü diyoruz. Bu esnada terleme, çarpıntı, nabız ve bazen tansiyon yükselmesi görülür. Bu durumun nedeni insülin seviyesinin yenen yemek sonrası kanda hızla yükselmesi ve daha sonra insülinin kan şekerini düşürmesidir.
2.Dönem: Açlık kan şekerinde bozukluk:
Açlık kan şekerinin 90 ile 126 mg./dl arasında olmasıdır. Bu kişilerde tokluk kan şekeri normaldir.
3.Dönem: Tokluk kan şekerinde yükselme:
Tokluk kan şekerinin, yani yemek sonrası 2. saatteki kan şekerinin 140 ile 199 mg/dl arasında olması durumudur. Bu duruma “gizli şeker “ hastalığı da denir. Bu hastaların % 30’unda 10 yıl içinde şeker hastalığı gelişir. Gizli şeker hastalarında sağlıklı beslenme ve egzersiz büyük önem taşır. Bu hastalarda kalp, göz, böbrek ve sinir hasarları gelişebilir. Bu nedenle gizli şeker ciddiye alınmalı ve kontrollere gidilmelidir.
4.Dönem: Aşikar Şeker Hastalığı:
Bu dönemde şeker hastalığı ortaya çıkmıştır. Artık açlık kan şekeri 126 mg/dl veya daha yüksektir veya tokluk kan şekeri 2. saatte 200mg/dl’den daha yüksektir.





Şeker Hastalığının Toplumdaki Sıklığı:
Diyabet, yani şeker hastalığı ülkemizde ve dünyada hızla artan bir hastalıktır. Ülkemizde şeker hastası kişiler toplumun % 10’nu civarındadır; Diğer bir deyimle her on kişiden 1’inde şeker hastalığı vardır.
Şişmanlık, kötü beslenme, hareketsizlik ve ailenizden aldığınız genetik eğilim sizde şeker hastalığı gelişmesine zemin hazırlar.
Şeker hastalığını önlemek ve gelişmesini ortadan kaldırmak için sağlıklı beslenmeyi bilmek ve hareketi artırmak gerekmektedir.
Şeker hastalığı körlük, böbrek yetmezliği, inme (felç) ve ayak kesilmesi gibi önemli komplikasyonlara neden olabilmektedir.
Şeker hastalığı, özellikle de Tip 2 Diyabet dediğimiz erişkin tip şeker hastalığı sinsi bir şekilde gelişmekte ve ilerlemektedir. Bu nedenle erken teşhis ve tedavi büyük önem taşımaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalar şeker hastası olan her üç kişiden 1’inin hasta olduğunu bilmeden yaşadığını göstermiştir. Bu kişiler şeker hastası olduğunu tesadüfen veya başka hastalıklar ortaya çıktığında anlamaktadır.
Şeker hastalığına bağlı komplikasyonlar (organ hasarları) kan şekeri çok yükselmeden 10-20 yıl önce sinsi olarak başlar. Erişkin yaştaki gizli şeker hastalarının çoğunluğu kilolu olduğu için ilaç kullanmaksızın sadece zayıflama, sağlıklı beslenme ve egzersiz ile şeker hastalığı gelişmesini önleyebilirler.
Yapılan çalışmalar kendisinde şeker hastalığı olduğunu bilmeyen kişilerin oranının kendisinde şeker hastalığı olduğunu bilen hastaların %35’i kadar olduğunu göstermiştir. Diğer bir deyimle toplumdaki her 3 şeker hastasından birisi henüz hastalık teşhis edilmeden yaşamaktadır. Bu nedenle toplumun bu hastalık konusunda bilgilendirilmesi ve taramaların yapılması büyük önem taşımaktadır.

a) Şeker Hastalığının Tipleri
Şeker hastalığının bazı değişik tipleri vardır. Bunları aşağıda şu şekil

de sıralayabiliriz:

Tip1 Diyabet
Tip 2 Diyabet
Metabolik Sendrom
Şeker hastalığının nadir görülen genetik tipleri
Pre-Diyabet dediğimiz ‘’Gizli Şeker’’
Gestasyonel Diyabetes Mellitus denilen ‘’Gebelikte görülen şeker hastalığı’’
Brittle (oynak) diyabet



b) Tip 1 ve Tip 2 Diyabet
Şeker hastalığının esasta iki tipi vardır ve bunlar Tip 1 ve Tip 2 diyabet olarak adlandırılır. Bunlardan en çok görüleni Tip 2 diyabettir ve tüm şeker hastalarının %90-95’i tip 2 diyabetlidir.
Tip 1 diyabet daha çok çocuklarda görülen ve insülin ile tedavi edilmesi gereken şeker hastalığı tipidir. Bu hastalıkta insülin salgılanması olmadığından dışarıdan yapılan yapay insülin ile tedavi yapılır. Haplar ile tedavisi mümkün değildir. Şeker hastalarının yüzde 10’nunu tip 1 diyabet oluşturur. Tip 1 diyabet 9 aylıktan itibaren görülebilirse de en sık 12-14 yaşlarında ortaya çıkar.
Tip 2 diyabet ise genellikle 30 yaşından sonra ortaya çıkan şeker hastalığı türüdür. Şeker hastalarının yüzde 90-95’i tip 2 diyabetlidir. Bu tip şeker hastalığında kanda insülin başlangıçta yüksek olmasına rağmen etkisini gösteremez, ve kandaki yüksek kan şekerini hücrelere sokamaz. Bu duruma “ insülin direnci “ adı da verilir. Bununla birlikte bu hastalarda zamanla insülin salgısı bozulabilir ve insülin tedavisine ihtiyaç gerekebilir.


Tip 1 ve Tip 2 diyabet arasındaki farklılıklar aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Tablo: Tip1 ve Tip 2 Diyabetin Özellikleri

ÖZELLİK
TİP 1
TİP 2
Hastalığın başlangıcı
Aniden
Yavaş
Kilo
Genellikle şişman değil
Şişman veya şişman değil
Hastalığın başlangıç yaşı
Çocuklukta
Sıklıkla 30 Yaşından sonra
Ailede başka şeker hastası
%10-15’inde var
%30’unda var
Kanda antikor varlığı
Çoğunda var
yok
Tedavisi
İnsülin Gerekir
Hap ve İnsülin
Kanda insülin
Yok
Önce yüksek sonra az






Tip 1 ve Tip 2 Diyabet Ayrımı Nasıl Yapılır?


Laboratuvar tetkiki olarak ayırım için kanda anti-GAD antikoru, insülin antikoru ve adacık antikoruna bakılır. Bu antikorlar pozitif ise yani varsa o hastada tip 1 diyabet var demektir. Tip 2 diyabetli hastalarda bu antikorlar kanda bulunmaz. Ayrıca mixed yemek testine insülin cevabı ve glukagon iğnesine insülin ve C peptit cevabı da bu konuda kullanılan tetkiklerdir.
C peptit hormon ölçümü de tip 1 ve tip 2 diyabet ayırımında faydalıdır. C peptid pankreasdan insülin ile beraber salgılanan bir hormondur. Tip 1 diyabetli hastalarda C –peptit kanda yoktur.


c) Metabolik Sendrom
Tip 2 diyabet veya gizli şekeri olan kişilerde birlikte tansiyon yüksekliği, kanda trigliserit yüksekliği, insülin hormon yüksekliği, ürik asit yüksekliği ve göbekte yağlanma ve şişmanlık birarada ise bu duruma metabolik sendrom denir. Metabolik sendromu yapan etken insülinin iyi çalışmaması yani insülin direncidir. Bel kalınlığı veya bel çevresi artmış olanlarda (şişmanlarda) bu hastalık daha fazla görülür. Birlikte karaciğer yağlanması, yumurtalıklarda kist (polikistik over hastalığı), kan pıhtılaşmasına eğilim, HDL kolesterolde azalma ve idrarla atılan proteinde artma (mikroalbüminüri) birlikte olabilir. Bu kişilerde kalp koroner damar hastalığı ve tip 2 şeker hastalığı çok sık görülür. Metabolik sendrom sıklığı ülkemizde fazla olup yaklaşık her 100 kişinin 20-25’inde vardır.


d)Gebelik Diyabeti

Sadece gebelik sırasında ortaya çıkan şeker hastalığına gebelik diyabeti denir. Gebe kalmadan önce şeker hastalığı olan kadınlar bu gruba girmez. Gebe kalan kadınların % 4-7’sinde şeker hastalığı ortaya çıkmaktadır. Genellikle gebeliğin 24 ile 28nci haftaları arasında ortaya çıkan bu tip şeker hastalığı bazen şişman bayanlarda gebeliğin ilk aylarında ortaya çıkabilir. Gebelik diyabeti olan kadınlar doğum yaptıktan sonra şeker hastalığı kaybolur, ancak yaklaşık %50’sinde ileriki yıllarda tip 2 şeker hastalığı oluşur. Bu yüzden doğumdan sonra 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekerine bakmak gerekir.


e) Gizli Şeker (Pre-Diyabet)

Açlık kan şekerinin 90 ile 126 mg/dl arasında olmasına ‘’Açlık Kan şekeri Bozukluğu’’ adı verilirken, kan şekerinin yükleme testi (OGTT) sırasında (75 gram glukozla yapılan şeker yükleme testinde) 2. saattte 140 ile 199 mg/dl arasında çıkmasına ise '‘ Şeker Tolerans Bozukluğu’’ veya ‘’Gizli Şeker’’ adı verilir. İşte hem açlık kan şekeri bozukluğuna hem de glukoz tolerans bozukluğuna ‘’Pre-Diyabet’’ adı verilir. ‘’Pre’’ sözcüğü latince ‘’ön’’ veya ‘’erken’’ anlamına gelmektedir. Diğer bir deyimle şeker hastalığının ön veya erken devresi demektir. Bu kişilerde diyabeti önleme programı ile (sağlıklı beslenme, egzersiz ve fazla kiloların verilmesi) hastalık geriletilebilir veya ortaya çıkması geciktirilir.


f) Nadir Görülen Genetik Şeker Hastalığı Tipleri
Tip 1 ve tip 2 şeker hastalığına pek benzemeyen bazı şeker hastalığı tipleri vardır. Bunlardan birisi erişkin yaşta şeker hastalığı gelişen kişilerin %10-15’inde görülen kısaltılmış ismi ‘’LADA’’ olan yada latince açık yazılımı ile ‘’Latent Otoimmün diyabeti” hastalığıdır. LADA tipi şeker hastalığında pankreasdaki beta hücreleri bağışıklık sistemi tarafından yavaş yavaş yıkılır. Bu yıkım arttıkça insülin azalacağından kan şekerinde giderek bir artış olur. Bu hastalar bazen yıllarca insülin kullanmadan sadece tablet şeklindeki ilaçlarla şeker hastalığını kontrol ederlerse de sonra insülin kullanmak zorunda kalırlar.
Diğer bir tip şeker hastalığı ise gençlerde ortaya çıkan tip 2 diyabet olup ‘’MODY’’ adı ile anılır. Bu hastalık daha nadir görülür ve tip 2 diyabet erken yaşta ortaya çıkar; nedeni bazı genetik bozukluklardır.

g) Oynak (Brittle) Diyabet
Sıklıkla tip 1 diyabetli hastalarda bazen de tip 2 diyabetli hastalarda ortaya çıkan ve kan şekerinin gün içinde aşırı azalmalar ve artmalar göstermesi durumuna oynak (Brittle) diyabet adı verilir. Bir hastada ‘’oynak diyabet’’ var diyebilmek için uygun diyet ve günde 4 kez insülin yapılmasına rağmen kan şekerin gün içinde yükselme ve düşmelerle seyretmesi gerekir. Bu hastalarda enfeksiyon, hormon bozukluğu, insülin direnci, mide ve bağırsaklarda gıda emilim bozukluğu, Şafak fenomeni (gece büyüme hormonu artmasına bağlı sabah şekeri yüksekliği), Somogy etkisi (gece şeker düşmesine bağlı sabah reaksiyon olarak kan şekeri yükselmesi) ve psikolojik rahatsızlık gibi nedenler aranır. Bu hastaların büyük çoğunluğunda (yaklaşık % 50’sinde) psikolojik bozukluk vardır. Bazen de şekerdeki oynamalar hastada stres yapar ve psikolojik sıkıntıların ortaya çıkmasına neden olur. Mide felci denilen gastroparezi de şeker oynamalarına neden olabilir. Bulantı, kusma ve midede dolgunluk varsa bu durumdan şüphelenmek gerekir.




 
KAN ŞEKERİ KAÇ OLMALI?

KAN ŞEKERİ KAÇ OLMALI?

1. Açlık kan şekeri sağlıklı kişide 90 mg/dl altında olmalı.
2. Tokluk kan şekeri sağlıklı kişide 2. saatte 140 mg/dl nin altında olmalı.

AÇLIK KAN ŞEKERİ SAĞLIKLI KİŞİDE 90 mg/dl den Fazlaysa Ne Yapmalı?
1. Şeker yükleme testi yapılmalı. Buna OGTT denir. 75 gram glukozla 3 saatlik OGTT yapılır. Saat başı alınan kanlarda hem insülin hem glukoz bakılır.

2. Sağlıklı kişide açlık kan şekeri 90 mg/dl'den fazlaysa gizli şeker hastalığı ihtimali yüksektir. Hele ailede diyabet var ve kilonuz fazlaysa bu olasılık daha fazladır.

GEBELİKTE KAN ŞEKERİ KAÇ OLMALI?

Gebelikte açlık kan şekeri 90 mg/dl nin altında tokluk kan şekeri 1. saat 130 mg/dl nin altında, tokluk 2. saat kan şekeri 120 mg/dl nin altında olmalı. Gebelikte açlık kan şekeri 90 mg/dl den fazlaysa 100 gramlık OGTT 3 saatlik olarak yapılır.

SAĞLIKLI KİŞİDE HbA1c YÜKSEKSE GİZLİ ŞEKER VARDIR
Sağlıklı bir kişide ölçülen HbA1c normalden yüksekse gizli şeker hastalığı vardır. Önce açlık kan şekeri ve tokluk kan şekerine bakılmalıdır. Veya OGTT denilen şeker yükleme testi yapılmalıdır.

SAĞLIKLI KİŞİDE AÇLIK İNSÜLİN HORMONU KAÇ OLMALI?
Sağlıklı kişide açlık insülin hormon düzeyi 10 un altında olmalıdır.


ŞEKER HASTALARINDA KAN ŞEKERİ KAÇ OLMALI?
Şeker hastalarında ideal olanı açlık kan şekeri 100 mg/dl nin altında tokluk kan şekeri 2. saat 140 mg/dl altında olmalıdır. Ancak 60 yaşın üzerinde bu değerler biraz yüksek tutulmalıdır. Örneğin 60 yaşın üzerinde açlık kan şekeri 110 mg/dl altında olmalı tokluk kan şekeri 2. saat 160-180 mg/dl altında olmalı.

ŞEKER HASTALARINDA HbA1c KAÇ OLMALI?

Şeker hastalarında HbA1c % 6.5 altında olmalıdır.


DİYABET- ŞEKER HASTALIĞI NEDİR?
Diyabet veya Şeker Hastalığı pankreas bezinden salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya iyi etki edememesi sonrası ortaya çıkan ve kendisini kan şekerinde yükselme ile gösteren bir hastalıktır. Kanda şeker yüksekliği ise vücudumuzda ve organlarımızda hasarlar yapabilir. Bu nedenle kan şekerinin normal seviyelere getirilmesi büyük önem taşır. Düzenli olarak Endokrin uzmanına gitmek, sağlıklı beslenme, egzersiz , vücut bakımı ve ilaçların düzenli kullanımı gerekir.

GİZLİ ŞEKER NEDİR?
Şeker hastalığı oluşmadan önce hastalar gizli şeker aşamasındadır. Bu dönemde henüz açlık kan şekeri 90 ile 126 mg/dl arasındadır. Gizli şeker varsa şeker hastalığını % 60-70 önleme şansınız vardır. Bu şansı iyi kullanınız.

DİYABET OLDUM DİYE MORALİNİZİ BOZMAYINIZ
Diyabetin başlıca nedeni ailede şeker hastalığı olması, kilo alma,yanlış beslenme, üzüntü, sıkıntı, stres ve depresyondur. Şeker hastası oldum diye moralinizi bozmayınız. Sağlıklı beslenme, uygun ilaçlar, vitaminler ve egzersiz ile bu hastalığın size zarar vermesini önleyebilirsiniz.

PANKREAS BEZİ VE HORMONLARI

Pankreas bezi karında midenin altında bulunan bir organımızdır. Erişkinlerde boyu 15-20 cm, ağırlığı ise 70-100 gram arasındadır. Pankreas, hem bağırsaklara sindirim için gerekli enzim salgıları yapar hem de hormon salgısı yapar. Pankreas bezinin gıdaların sindirimiyle ilgili salgıladığı enzimler tripsin, kimotripsin, elastaz, karboksipeptidaz, lipaz ve amilaz gibi enzimlerdir. Bu enzimler pankreasın Wirsung ve Santorini isimli kanallarıyla kanallarıyla duodenuma (onikibarsarsak) dökülür.

Pankreasın bezinin hormonları ise bez içine dağılmış özel hücre grupları (Langerhans adacıkları) vasıtasıyla gerçekleştirilir. Burada üretilen hormonlar (insülin, glukagon, vs.) dolaşıma katılır ve hedef dokulara ulaşarak etkilerini gösterirler.
Langerhans adacıkları erişkin pankreasında 0.5-1 milyon arasında değişen sayıdadır. Bu adacıkların toplam ağırlığı 1-2 gram kadar olup, pankreasın total ağırlığının %1-1.5’unu oluşturur. Langerhans adacıklarında başlıca 4 hücre tipi vardır:
  • A (alfa) hücreleri
  • B (beta) hücreleri
  • D (delta) hücreleri
  • F (PP) hücreleri
A hücreleri adacık hücrelerinin %15’ini oluşturur. Glukagon, proglukagon, glukagon-like peptid 1 ve 2 salgılar. B hücreleri adacıklarda en fazla bulunan hücre tipidir (%60-70) ve bunlar insülin, C-peptid, proinsülin, amilin ve GABA isimli hormonları salgılar. D hücreleri (%10) ise somatostatin hormonu salgılar. F hücreleri (%15) ise pankreatik polipeptid isimli bir hormon salgılar.

Pankreastan salgılanan hormonlar birlikte çalışarak kan şekerinin düzenlenmesine, iştah, metabolizma ve vücut ağırlığına etki ederler. İnsülin bir açlık hormonu olup iştahı artırır. İnsülin ayrıca yağ depolanmasını sağlayan bir hormondur. Glisemik indeksi yüksek gıdalar yenince aşırı insülin salgılanır. İnsülin yüksekse kilo vermek zorlaşır.




 
AÇLIK KAN ŞEKERİ 90 mg/dl ÜZERİ İSE GİZLİ ŞEKER HASTALIĞI OLABİLİR

Daha önce yapılan araştırmalar ve kriterler ile açlık kan şekeri 100 -126 mg/dl arası ise gizli şeker, 126 mg/dl ve üzeri ise şeker hastalığı (diyabet) tanısı konmaktadır. Yaptığımız yeni araştırmalar açlık kan şekeri 90 mg/dl ve üzerinde olan kişilerde de gizli şeker hastalığının önemli bir oranda olduğunu gösterdi. Özellikle kilosu olan, ailesinde şeker hastalığı olan kişilerde gizli şeker hastalığı daha fazla saptandı.

Bu nedenle önerim açlık kan şekeri 90 mg/dl ve üzerinde ise (90-126 mg/dl arası) OGTT denilen şeker yükleme testinin yapılması ve şeker hastalığından korunmak için uygun beslenme ve yaşam tarzı değişikliğine hemen geçilmesidir.

GİZLİ ŞEKER NEDİR?

Şeker hastalığı oluşmadan önceki safhaya gizli şeker denir. Bu kişilerin bir kısmında sadece açlık kan şekeri yüksektir, bir kısmında ise sadece tokluk kan şekeri yüksektir. Bir kısım hastada ise reaktif hipoglisemi denen yemek yedikçe kan şekerinin düşmesi vardır. Bu olayların temelinde insülin hormonunun iyi çalışmaması, pankreasdan glukagon hormonun fazla salgılanması, ve Glukagon like peptide denen ve bağırsaklardan salgılanan hormonların salınımındaki bozukluklar vardır. Ayrıca genetik ve çevresel etkenler de rol alır. Neticede pankreas beta hücreleri sayısı azalır ve şeker hastalığı ortaya çıkar.
Sadece açlık kan şekeri yüksekliği olanlarda genetik faktörlerin yani ailede şeker hastalığı olmasının, sigara içmenin ve erkek olmanın önemli rolü varken, sadece tokluk kan şekeri yüksekliği ise hareketsiz kişilerde, sağlıksız beslenenlerde, ve boyu kısa olanlarda daha fazla görülmektedir.
Ancak her iki durumda da insülin direnci, kilo, ailede şeker olması önemlidir. Her iki durumda pre-diabet yani gizli şeker durumudur. Bu durum kalp ve damar hastalıklarına neden olan ve sinsi bir şekilde organlarımızda hasar yapan bir durumdur. Bu nedenle şekerim sınırda diye aldırmazlık yapmayınız.


DİYABETİ ÖNLEMEK İÇİN NE YAPMALI

1. Sağlıklı beslenme: Glisemik indeks diyeti (Gİ DİYETİ),
2. Egzersiz
3. Kilo kontrolu-zayıflama
4. Sigarayı kesmek
5. İlaç tedavisi ( Endokrin uzmanı verir)


DIYABETI ONLEMEK IÇİN GI DIYETİ YAPINIZ

Sağlıklı beslenme ve şeker hastalığından korunmak için GI diyeti yapınız. Prof Dr Metin Özata nın hazırladığı GI diyeti kitabını okuyarak bilgi sahibi olunuz.

Gİ Diyeti kimler için faydalıdır?

Kilolu ve obezlere,
Tip 1 Şeker hastalarına
Tip 2 Şeker hastalarına
Prediyabet-Gizli Şekeri olanlara
Gebelik Şekeri Olanlara ,
Reaktif hipogisemisi-Kan şekeri düşük olanlara
Trigliseridi yüksek olanlara,
Metabolik sendromu olanlara,
Polikistik over sendromu olanlara,
Yağlı karaciğeri olanlara,
Sağlıklı yaşam için herkese
Gözdeki makula dejenerasyonunu önlemek için
Kanser, kalp hastalığı ve felçten korunmak için




Gİ DİYETİNİN UYGULANMASI



Gİ diyetinin uygulanmasında 3 önemli adım vardır:
  • Akılcı karbonhidrat seçimi yapmak, yani yüksek Gİ yerine düşük Gİ’li karbonhidratları yemek
  • Gıdaların yaklaşık olarak Gİ değerlerini öğrenmek
  • Günlük karbonhidrat miktarını ölçülü almak ve düşük Gİ’li de olsa fazla karbonhidrat almamak. Yani her öğünde asla fazla kalori almamak.

Bir diyetin başarılı olması onun devam ettirilebilir olmasına bağlıdır. Bir süre uygulanıp sonra devam ettirilemeyen diyet veya beslenmenin anlamı yoktur. Herkesin vücudu, bağırsakları, gıdaları parçalayan enzimleri aynı olduğuna göre gıda seçimi büyük önem taşımaktadır.

Kilo vermede en önemli konu iştah kontrolüdür. İştah kontrolü için barsakta sindirimi uzun süren ve bu nedenle kan şekerini hızla artırmayan düşük GI’li gıdaların seçilmesi önem taşımaktadır.

GI’le beslenmeniz demek elinizde hesap makinesi Gİ hesaplamak, elde tablolar ona göre beslenmek demek değildir. Önemli olan kaliteli karbonhidrat yemektir.

Gıda Seçimi veya Beslenme Nasıl Olmalı?

Beslenmede en önemli ilke 3 ana öğün 3 ara öğün yemektir. Yani kahvaltı, saat 10.30’da ara öğün, öğle yemeği, ikindi ara öğün, akşam yemeği, gece saat 22.00 de ara öğün almalıdır.

Günlük beslenmenizde yüksek GI’li gıdalar yerine düşük GI’li gıdalar yemek pratik noktadır. Örneğin sabah kahvaltıda beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, tereyağı veya reçel yerine yoğurt, meyve yenebilir. Yediğimiz gıdalar protein, karbonhidrat ve yağ içerir. Et ve yumurtada protein çoktur. Ekmekte ise karbonhidrat çoktur. Tereyağı ise yağdan oluşur. Önemli olan çeşitli gıdalardan farklı ölçülerde yemektir. Her gıdanın GI’ini ölçmek imkansızdır. Örneğin et, balık, tavuk, badem, tereyağı, sebzelerin GI’i ihmal edebilir. GI’i yüksek olan gıdalardan az yemek kuralımızdır. Ancak düşük GI’li sosis yememek lazımdır. Bunda doymuş yağlar çoktur. Yani amacımız sadece düşük GI’li gıda yemek değildir. Yüksek ve düşük GI’li gıdalar karışık yenirse GI ‘i orta derecede olur. Eğer yemeğinizde yüksek GI’li gıda varsa düşük GI’li gıda ilave edebilirsiniz.

Beyaz ekmek, pasta ve kurabiye yerine bir dilim tam buğday ekmeği, veya üzerine az reçel sürüp yiyebilirsiniz. Bembeyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği, çavdar veya kepekli ekmek yiyin. Kahvaltı gevreği yerine müsli yiyin. Kek veya pasta yerine yoğurt yiyin. Beyaz patates yerine tatlı patates yiyin.Cips yerine tane üzüm veya çilek yiyin. Kruvasan yerine yağsız sütten yapılmış kapuçino için. Kraker yerine dilimlenmiş havuç, biber yiyin. Şeker yerine kuru üzüm, kuru kayısı, kuru meyve yiyin. Pirinç yerine bulgur,makarna, erişte yiyin.Gazoz ve kola yerine su için. Şeker yerine elma suyu, bal veya fruktoz kullanın

Patates püresi, beyaz ekmek ve beyaz pirinç, kan şekerini, kesme şekerden daha fazla yükseltme gücüne sahiptir. Bu nedenle şeker yükü az olan tam tahıldan yapılmış besinleri yemek daha faydalıdır. Böylelikle hem kan şekeri yükselmez hem başka faydalar sağlanır.

Tam buğdaydan yapılmış ekmekte daha fazla vitamin ve mineraller vardır. Tam tahıllar şeker hastalığına karşı koruyucudurlar ve kalp hastalığı görülme riskini azalttıkları gibi bağırsakları daha iyi çalıştırarak kabızlığı önlerler.
Günde en fazla 5 porsiyon ( 5 dilim) ekmek yenmelidir.

Kilo vermek için önemli beslenme önerileri:

1.Sebze ve meyve yemeğe fazla önem verin
2. Yağ miktarını azaltın.
3. Porsiyonları küçültün
3. Her yemekte en azından bir düşük GI’li gıda yiyin.
4. Öğün atlamayın, 3 ana öğün 3 ara öğün şeklinde beslenin
5. Yemek sonrası tatlı yerine meyve yiyin
6.Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği veya çavdar ekmeği yiyin
7.Trigliserit yüksek değilse düzenli olarak ceviz, badem veya fındık yiyin
8. Kırmızı eti az beyaz eti çok yiyin
9. Süt ürünlerini yağsız olarak yiyin
10.Yağ olarak sadece zeytinyağı yiyiniz

Öğünlerin Zamanı

Bu beslenme şeklinde 3 ana öğün ve 3 ara öğün vardır. Kahvaltı genellikle kalktıktan bir saat sonra yaklaşık saat 7.00 civarı olmalıdır. İlk ara öğün saat 10.30’da olmalı, öğle yemeği saat 12.00-1300 arası olmalıdır. İkinci ara öğün saat 15.30-16.00 civarında olmalı, akşam yemeği saat 19.00 civarında olmalıdır. Son ara öğün ise gece saat 22.30 cvarında olmalıdır.

Kahvaltı:

Kahvaltı mutlaka yapılmalıdır. Kahvaltı yapan kişiler gün içinde daha enerjik olurlar ve daha az atıştırma yaparlar ve daha iyi kilo verirler. Bu kişilerin daha mutlu, işlerinde başarılı olduğu saptanmıştır. Kahvaltı yapmayan kişiler yorgun, enerjisi azalmış ve vüctlarında su miktarı daha az olarak yaşarlar. Sabah kahvaltı yapacak zaman yok diyerek kahvaltı yapmayanlar yolda yiyebilecekleri sağlıklı kahvaltı paketleri kendilerine hazırlayabilirler. Örneğin kepekli ekmekten yapılmış sandviç ekmeği içine yağsız peynir, marul, biber, domates ve salatalık konarak bir sandviç hazırlanabilir.

Kahvaltıda şekeri gıdalar yemek sizin çabuk acıkmanıza neden olur. Kahvaltıda meyva veya meyva suyu, yağsız süt veya yoğurt yenmeli, ekmek olarak tam buğday ekmeği yenmelidir. Kahvaltıda taze meyve veya meyve suları yenerek başlanabilir. Gİ seviyesi düşük meyve ve meyve suları şunlardır:
Kivi (53)
Elma (38)
Elma suyu (37)
Mango (51)
Portakal (42)
Havuç suyu (43)
Greyfurt (25)
Şeftali (42)
Ananas suyu (46)
Erik (39)
Üzüm (53)
Domates suyu (38)

Meyve ve yoğurt ile doymazsanız tam buğday ekmeği kahvaltıda yenebilir. Kahvaltıda çorba içmek de faydalıdır.

Öğle ve Akşam Yemekleri (Tabak modeli)

Bir öğünde yiyeceğiniz yemeklerin hepsini bir tabak üzerinde olacağını düşünelim. Bu tabağın yarısısını sebze ve meyve doldurmalı, protein (et veya kuru baklagil) tabağın ¼’nü doldurmalı ve geri kalan ¼’ü karbonhidrat olmalıdır. Yani her öğünde protein (et türü), karbonhidrat, ve meyve-sebze olmalıdır. Öğünlerde et yemekle karbonhidrat miktarı azalır ve tüm yemeğin Gİ’i düşer.

Öğle yemeği günün en iyi yemeği olmalıdır. Düşük Gİ’li karbonhidratlar seçilmelidir. Öğleyin tam buğday ekmeği, kuru baklagil, balık, yağsız et, tavuk, fazla miktarda salata ve arkasından meyve yenmelidir.
Akşamları yemek hafif olmalı, sebze, et ve yoğurt yenmelidir. Tatlı yerine dondurma veya meyve yenmelidir.

Ara Öğünler:
Ara öğünlerde aşağıdakilerden birini seçiniz.
1.Bir portakal veya bir elma veya bir armut
2.Yağsız yoğurt
3.Bir bardak süt
4. 5-6 Kuru kayısı
5.Bir avuç kuru üzüm
7.Bir külah dondurma
8. Bir avuç badem

Nadiren Yenecekler gıdalar şunlardır:
1.Yüksek GI’li gıdalar (hamur işleri, pasta, kek, kurabiye)
2. Yağda kızarmış, kavrulmuş veya sos ilave edilmiş yiyecekler
3. Tüm yağlı gıdalar ( kaymak, krema, mayonez, margarin)
4. İçeriği bilinmeyen hazır gıdalar
5.Hazır meyve suları, bunların yerine meyve yiyiniz
6.Tatlandırıcılar, bunlar iştahı artırabilir
7.Kahve ve kafein
8.Alkol azaltın, haftada bire indirin
9.Gazoz, kola içmeyin yerine su içiniz.


Öğleyin Kuvvetli, Akşam Hafif Yiyin

Metabolizma sabahları daha hızlı iken akşamları yavaşlar. Bu nedenle akşam yemeklerinin hafif olması, sabah ve öğle yemeklerinin biraz daha ağırlıklı olması kilo verme açısından çok önemlidir. Oysa ülkemizde genellikle, öğle yemekleri bir sandviç veya döner ile geçiştirilmekte ve metabolizmanın zayıfladığı saatlerde, yani akşamları daha fazla yemek yenmekte ve bu durum kilo alınmasına neden olmaktadır. Zayıflamak istiyorsanız bu beslenme şeklini tersine çevirmeniz gerekir. Öğlen iyi yemeli akşamları ise az yemelidir. Akşamları saat 19.00’dan sonra da yemek yenmemelidir. Geceleri yemekten sonra çok acıkırsanız bir kase yoğurt içine elma dilimleri koyup yiyiniz, veya 4-5 tane badem veya ceviz yiyiniz. Bunlar açlığınızı giderecektir.

Yağ ve Protein Ne Kadar ve Nasıl Yenmeli?

Yağ ve proteinin glisemik indeks değeri yok kabul edilebilir. Ancak yüksek yağlı ve yüksek proteinli diyetler insülin direncini artırlar. Bu nedenle de yenen karbonhidratlar kan şekerini bu tür beslenen kişilerde daha fazla yükseltir. Yağ olarak zeytinyağı yenmeli, tereyağı veya donmuş yağlar yenmemelidir. Proteini fazla artırmak da damar sertliği yapar. Günlük diyette yeteri kadar protein olmalıdır. Bunun miktarı avucunuz kadar et parçası yemek şeklinde kabaca özetlenebilir. Protein bağırsaklardan gıdaların emilimini azaltır ve daha fazla tok tıutar. Salataların içine de proteinli gıdalar konmalıdır. Protein denince yağsız süt ürünleri, yağsız tavuk-hindi eti, deniz ürünleri, yumurta beyazı, bezelye, kuru fasulye, nohut anlaşılmalıdır.

Günlük 65-70 gram proteine ihtiyacımız vardır. 800-1200 kalorilik bir diyette günlük protein alımı ideal vücut ağırlığının her kilosu için en azından 1 gram olmalıdır. 1200 kalorinin üzerindeki diyetlerde ise bu miktar ağırlığın her kilosu için 0.8 gram olmalıdır. Proteinli gıdalar kişiyi daha fazla tok tutar ve mide boşalmasını geciktirir. Bu nedenle zayıflarken ızgara veya haşlama beyaz et yemeği ihmal etmemek gerekir. Bu et yemeklerinin yanına patates püresi yerine bezelye, kuru fasulye (3-4 kaşık) ilave etmek ve bol salata yemek faydalı olur.

Bir Davete Giderken Ne Yapmalı?

Yemekten bir saat önce hafif bir şeyler yiyin; bu yoğurt veya bir elma olabilir. Yemekten önce gelen zeytinyağı veya tereyağını görmezden gelin, ekmeğe sürmeye veya ekmeği bandırmayı hiç düşünmeyin. Hatta hiç getirmemelerini istemeniz daha doğrudur. Yemekten önce bir bardak su için ve yemeğe salata ile başlayın. Ana yemekten önce gelecek olan meze veya ara sıcaklardan sebze olanlarını tercih edin veya bunları yemeden ana yemek gelinceye kadar bekleyin. Et yemeklerinin yanında mutlaka sebze yiyin. Yemeğin sonunda tatlı değil meyve yemeye çalışın.

Tatlandırıcı Kullanımı

Tatlandırıcı kullanımına pek sıcak bakmıyoruz. Ne de olsa kimyasal bir maddedir. Ancak mutlaka kullanmak isteyenler içinde aspartam bulunan tatlandırıcılardan günde en fazla 8-10 tane kullanabilirler. Bitkisel bir tatlandırıcı olan stevya veya splenda da kullanılabilir. Mümkünse tatlandırıcı kullanmadan çayınızı içmeye çalışın.

Her Zaman Düşük Gİ’li Yemek Mecburiyeti Var Mı?

Gİ diyeti yapıyoruz diye bazı gıdaları hiç yemeyeceğiz anlamı çıkarılmamalıdır. Gİ değeri yüksek olan patates veya beyaz ekmek çok az oranda yenebilir. Bunları yediğinizde yanında düşük Gİ’li gıda yerseniz Gİ oranını düşürmüş olursunuz. Yüksek ve düşük Gİ’li gıdaları birlikte yersek aldığımız ortalama Gİ düşer. Örneğin papates cipsi ile çilek birlikte yenirse paataes cipsinin etkisi azalır. Yani yüksek Gİ li gıda yediğinizde bunun etkisini azaltmak için yanında düşük Gİ’li gıda seçmeye çalışılmalıdır. Patates yediğinizde yanında yoğurt yerseniz papatetesin etkisi azalır. Yine her düşük Gİ’li gıda sağlıklı olmayabilir. Örneğin sosisin Gİ’i düşüktür ancak yağ oranı fazladır ve zararlıdır. Ayrıca Gİ’i düşük diye bir gıdadan fazla da yememek gerekir. Miktar arttıkça aldığınız şeker yükü artar.



 
 
 
AĞIZ KURULUĞU ZEHİRLİ GUATR ve DİYABET (ŞEKER) BELİRTİSİ OLABİLİR

Ağız kuruluğunun bir çok nedeni vardır. Tükrük bezi hastalıkları, kullanılan bazı ilaçlar (özellikle allerji ilaçları, antihistaminkler, depresyon ilaçları gibi), romatizma, parkinson, radyoterapi, kafein (kahve çay fazla içme) neden olabilir.

AĞIZ KURULUĞU YAPAN HORMON HASTALIKLARI:


1. ZEHİRLİ GUATR (HİPERTİROİDİ, GRAVES)

Tiroid bezinin aşırı çalışmasına yani aşırı tiroid hormonu üretmesine tıp dilinde hipertiroidi adı verilir. ‘’Hiper’’ Latince ‘’fazla’’ veya ‘’yüksek’’ manasına gelir. Hipertiroidi hastalığına tıp dilinde ‘’tirotoksikoz ‘’ adı da verilir. Tiroid bezinin aşırı çalışmasına halk arasında ‘’zehirli guatr’’ veya ‘’iç guatr’’ isimleri de verilmektedir. Bu isimlendirmeler maalesef yanlıştır; ne zehirlenme söz konusudur ne de bir iç guatr vardır. Elleriniz titriyor, ağzınız kuruyor ve çok yemek yemenize rağmen kilo veriyorsanız yada çabuk sinirleniyor ve çevrenize bağırıp çağırıyorsanız sizde tiroid bezi fazla çalışıyor olabilir.
Graves hastalığı olan genç hastalarda çarpıntı, sinirlilik, aşırı heyecanlanma veya duyarlılık, uyku bozuklukları, cinsel güçte azalma, kolay yorulma, hareketlilik, ishal, aşırı terleme, sıcaktan hoşlanmama, soğuğu tercih etme, ufak bir yürüyüşle hemen yorulma ve nefes darlığı, kilo kaybı, iştah artışı, susama, ağız kuruması, adetlerde azalma, uyku bozukluğu ve bazı psikolojik bozukluklar olabilir.
İştah artışına rağmen kilo kaybı bu hastalığın en önemli belirtilerinden birisidir. Bu hastalık metabolizmayı hızlandırdığından aşırı yemek yenmesine rağmen kilo kaybı olur. Çok nadiren kilo artışı da olabilir.
Çarpıntı veya kalp atım sayısında ve nabız sayısında artış her 100 hastadan 96’sında görülür. İstirahatte iken nabız hızı dakikada 89’tan fazladır.
Saç kılları incedir. Yaygın veya hafif saç dökülmesi görülebilir.
Hastalarda huzursuzluk ve aşırı sinirlilik vardır; ajite haldedirler ve yerinde duramazlar. Bazen birden öfkelenirler. Kalabalık yerlerden hoşlanmazlar. Ufak tefek şeyler için bağırıp, çağırırlar.
Kas güçsüzlüğü bazen çok şiddetli olur ve hasta sandalyeden kalkmakta veya merdiven çıkmada zorluk çeker.
Tırnaklar yumuşaktır ve kırılabilir. Tırnaklarda çekilme özellikle 4. ve 5. parmak tırnaklarında görülür.
Hastaların % 10’nunda bacaklarda, kolda ve diz ekleminde ağrı olabilir. Bu ağrılar bazen kendiğinden düzelebilir.
Cilt ince, ılık ve nemlidir. El ayalarında kırmızılık ve kaşıntı olabilir. Ürtiker denilen cilt allerjisi ve vitiligo (ciltte renksiz veya beyaz alanlar olması) da sıklıkla birlikte bulunur.
Oftalmopati denilen göz belirtileri Graves’li hastaların % 25-30’unda saptanır. Gözlerde öne doğru fırlama vardır. Bazı hastalarda çift görme şikayeti olur. Görmede bozukluk, ışıktan rahatsız olma ve gözde kaşıntı ve yanma meydana gelebilir. Bakışlar canlıdır ve üst göz kapağında gecikme ve tam kapanma olmayabilir. Bazen şaşılık oluşabilir.
Ellerde ince titreme vardır. Bunu daha iyi anlamak için eller uzatılır ve üzerine ufak kağıtlar konur. Kağıtlarda ellerdeki titremeyle paralel titremeler daha belirgin olarak ortaya çıkar. Bazen dilde ve göz kapaklarında da titreme olabilir.
Hipertiroidili hastalarda kemik erimesi (diğer adıyla osteoporoz), kan kalsiyum düzeyinde artma, ve kanda alkalen fosfataz tetkikinde artış görülebilir. Bu hastalarda ayrıca kanda osteokalsin ve SHBG adı verilen proteinlerin düzeyleri artar. Karaciğer testleri denilen SGOT, SGPT ve GGT tetkiklerinde artış olur ve tedaviyle bu artışlar düzelir, fakat bazı hastalarda ilaç tedavisiyle karaciğer tetkikleri gittikçe yükselebilir, o zaman radyoaktif iyot tedavisi yapılması gerekir.
Kadınlarda adet düzeni bozulur; adet sayısında azalma veya kesilme olabilir. Yumurtlamada bozukluk olduğundan gebe kalma şansı azalır. Gebelikle birlikte hipertiroidi olursa düşük doğum ağırlıklı bebek nedeni olduğu gibi ‘’Preeklampsi’’ denen tansiyon yükselmesi ve kusmalarla kendini gösteren bir hastalık da ortaya çıkabilir. Bu nedenle çocuk isteyen kadınların Graves hastalığı tedavisi bittikten sonra gebe kalmaları daha uygundur.
Erkeklerde memelerde büyüme, empotans ve sperm sayısında azalma olabilir.
Şeker hastalarında Graves hastalığı ortaya çıkarsa kan şekerinde yükselmeler oluşur ve bu nedenle kullanılan ilaç dozunu artırmak veya insülin kullanmak gerekebilir.
Metabolizma hızı arttığından kan yağlarında (kolesterol ve trigliserid düzeylerinde ve LDL kolesterol) azalma olur.

TEŞHİS İÇİN TSH T3 ve T4 hormonları ölçülür ve tedavi için bir ENDOKRİN UZMANINA başvurulur.

2. DİYABET (ŞEKER HASTALIĞI) ve DÜŞÜK ŞEKER

Ağız kuruluğu yapan en önemli hastalıktır.

Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar bağırsaklarda parçalanarak ufak şeker parçalarına dönüşür ve daha sonra bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji sağlanması için kan şekerinin özellikle kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular olmak üzere tüm organların hücrelerine girmesi gerekir. Kanda bulunan şekerin hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde olur. İnsülin hormonu kanda yoksa veya olduğu halde hücrelerce emilemiyor ve etki gösteremiyorsa kandaki şeker hücreye giremediğinden birikir ve şekeriniz yükselmeye başlar. İşte kan şekerinin sabah aç karna yapılan ölçümde 126 mg/dl yi geçmesi durumuna şeker hastalığı diyoruz. Kanda şekeri 180 mg/dl’yi geçince idrarla atılmaya başlar, yani idrarırınızda şeker çıkar.

Şeker Hastalığının Belirtileri

Tip 1 şeker hastalarında çok su içme, çok idrara gitme, çok yemek yenmesine karşın kilo verme gibi şikayetler çok belirgin olduğu halde Tip 2 şeker hastalarında bu belirtiler silik olabilir ve hastalık sinsi bir şekilde başlar. Bu kişilerin çoğunda hiçbir şikayet olmayabilir. Bazı hastalarda ise sık idrara gitme, aşırı açlık, zayıflama, halsizlik, görmede bulanıklık, kadınlarda vajinal kaşıntı, susuzluk ve çok su içme gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Şeker hastalığında görülen belirtiler şunlardır:

Çok su içme ve ağız kuruması
Çok idrara gitme
Çok acıkma
Çok yemek yemeye rağmen zayıflama ve halsizlik
Yaraların geç iyileşmesi
Cildin kuru ve kaşıntılı olması
Ayaklarda uyuşma ve karıncalanma
Görmede bulanıklık
Vajinal kaşıntı
Yemeklerden sonra uyku gelmesi
Tatlıya düşkünlük
Sinirlilik
El ayalarında ve ayak altlarında yanma
Uzun açlıklarda el-ayak titremesi
Horlama

TEŞHİS İÇİn KANDA AÇ KARNA ŞEKER ÖLÇÜMÜ YAPILIR. BİR ENDOKRİN UZMANINA BAŞVURUNUZ.

3. ŞEKERSİZ ŞEKER HASTALIĞI (DİYABETES İNSİPİDUS)

Çok idrara çıkma, ağız kuruluğu, aşırı susama hissi ve çok su içme en sık ve en belirgin bulgulardır. Genellikle belirtiler ani başlar ve soğuk içeceklere istek artmıştır. Çoğu hastada günlük idrar çıkışı 2-6 litre ve bazen 16-24 lt arasında olabilir ve idrara çıkma sıklığı gece ve gündüz 30-60 dakika aralıklar ile olabilir.

Gece idrara çıkma sıktır. Sıvı alımında sorun olmayan hastalarda başka klinik bulgu yada yakınma gözlenmez ; ancak herhangi bir nedenle yeterli sıvıya ulaşamayan hastalarda aşırı idrarla sıvı kaybı ve volüm kaybına bağlı olarak vücutta su azalması, tansiyon düşmesi, şok ve ölüm gelişebilir.



Laboratuar bulguları
Diyabetes insipidus olabileceği düşünülen hastalarda 24 saatlik idrar miktarını belirlemek aşırı idrar yapımının varlığını saptamak açısından önemlidir. Erişkinlerde 24 saatlik idrar miktarının 3 litre ya da üzerinde olması veya idrar miktarının erişkinlerde > 40 ml/kg/24 saat, çocuklarda > 100 ml/kg/24 saat olması aşırı idrar yapılmış olduğu tanısı için yeterlidir.
İdrar osmolaritesi ≤ 200 mmol/kg, idrar dansitesi ≤ 1005, serum osmolaritesi > 287 mmol/kg’dır.
Serum sodyumu artmıştır .

Tanı
Hastalığın tanısı için öykü, klinik bulgular ve laboratuar bulguları son derece önemlidir.
Serum ya da idrar ADH düzeylerinin ölçülmesi hem tanıda yetersiz kalabilen hem de oldukça pahalı tetkiklerdir.
Hastalığın tanısında su kısıtlama-ADH testi kullanılmaktadır.
Hastalığın nedenini öğrenmek için hipofiz MR veya CT tetkikleri yapılabilir.
Su kısıtlama-ADH testi; Testin temel amacı sıvı kısıtlaması sırasında ve ADH uygulanmasını takiben idrar miktarı, osmolaritesi, dansitesi ve serum osmolaritesindeki değişiklikleri gözlemleyerek teşhis koymak ve ayırıcı tanıyı yapmaktır


 
DİYABET VE MİKROALBÜMİNÜRİ

İdrarda albümin denen proteinin atılması yani mikroalbüninüri böbrek hastalığının başladığını gösterir. Mikroalbüminüri, idrarda bir günde 30-300mg protein atılmasıdır. Eğer tedavi edilmezse bu hastaların %20-40’ında böbrek yetmezliği ilerdeki yıllarda gelişebilir. Albümin atılımı arttıkça (günde 300 mg’dan daha fazla) böbrek fonksiyonları daha da bozulur ve tansiyon yüksekliği başlar. Bu amaçla kreatin klerensi yapılarak böbreğin fonksiyonu araştırılır. Kreatin klerensi 60 ml/dk nın altına inerse bir nefroloji uzmanının takibine girmek gerekir. Protein atılımı arttıkça böbrek fonksiyonları daha fazla bozulmaya başlar.
Mikroalbüniüri normal idrar tahlili ile anlaşılamaz. Bu nedenle ayrı olarak özel tetkik olarak yapılır. Mikroalbümin tayini spot idrarla yapılabildiği gibi 24 saatlik idrar biriktirilerek de yapılabilir. Mikroalbüminüri testi pozitif ise tekrar yapmalıdır. Stres, idrar yolu enfeksiyonu, ateş, egzersiz, tansiyon yüksekliği ve kalp yetmezliği idrarla protein atılımını artırdığından bu durumlar düzeldikten sonra tekrar tetkik yapılmalıdır.
Mikroalbüminüri varsa diyetle alınan protein vücut ağırlığının her Kg’na 0.8 gram olacak şekilde azaltılır. Hayvansal protein yerine bitkisel kaynaklı protein yenmelidir. Protein atılımı idrarda fazla ise gıda ile alınan protein miktarı 0.6-0.8 gram /kg şeklinde olmalıdır. Bu arada büyük tansiyonun 120- 130 mmHg, küçük tansiyonun 80 mmHg olması gerekir. Bu nedenle tansiyon bu seviyelere gelinceye kadar ilaç değişiklikleri yapılabilir ve doktor kontrolüne gitmek gerekir.

Albümin atılımı olanlarda kalp hastalığı riski de fazladır. Bu nedenle idrarla protein atılımının önlenmesi yönündeki girişimler hem böbreği hem de kalbi korur.

Önlemler:
Kan şekeri kontrol edilmelidir. Kan şekerinin iyi kontrolü böbrek hasarını önler.
Kan basıncı kontrol edilmelidir . Tansiyon böbrek fonksiyonlarını bozar.
ACE inhibitörleri ( kimyasal adları: kaptopril veya enalapril gibi) veya Anjiotensin II antagonist ilaçlar (Losartan gibi) mikroalbüminüri tedavisinde faydalıdır. Bu ilaçlarla mikroalbüminüri 4-8 hafta sonra negatif hale gelebilir. Ancak ilaca devam edilmelidir. Bunlarda ilaç kesilmeden devam edilir. Eğer mikroalbüminüri pozitifliği devam ediyorsa ilaç dozunuzu doktorunuz artırabilir. Bu kişiler 6 ayda bir idrarda mikroalbümin tayini yaptırmalıdır. Bu arada üre, kreatin ve kreatin klerensi tayini yapılması da uygun olur.
Şeker hastalarında bazı ilaçların böbrek hasarı yapabildiği bilinmeli ve doktor önerisi olmadan rastgele ilaç almamalıdır. Özellikle röntgen çekilirken damardan yapılan ilaçlar bazı şeker hastalarında böbrekte hasar yapabileceğinden bu tetkikler öncesi bol su içmek çok büyük önem taşır. Böbrekte önceden hasar var ise görüntüleme tetkikleri öncesi ve tetkik günü asetilsistein 600 mg/gün alınması böbreği koruyabilir.
Kreatinin düzeyiniz 1.5 mg/dl’den fazla ise ilaçlı röntgen filmi öncesi doktorunuz serum verebilir.
Şeker hastaları romatizma ilaçları kullanırken de dikkatli olmalıdır. Özellikle böbrek hasarı olanlarda bu ilaçlar yan etkiler yapabilir.
Antibiyotk kullanırken özellikle aminoglikazid türü antibiyotiklerin çok dikkatli kullanılmaları gerekir. Gentamisin, tobramisin, amikasin gibi aminoglikazid ilaçlar kullanırken mutlaka diyabet doktorunuzun önerisini alınız.

Şeker hastalarında hasar oluşan organlarından birisi böbreklerdir. Böbrekler kandaki zararlı maddeleri süzerek bunların idrarla atılmasını sağlar. Normal bir kişinin idrarında protein bulunmaz. Böbreklerde hasar oluşursa ilk önce idrarla protein atılmaya başlar. Bu atılan protein albümin şeklindedir. İşte mikroalbüminüri dediğimiz dönemde 24 saatlik idrarda 30-300 mg/gün arası albümin atılımı olur. Mikroalbüminüri varsa böbrekte hasar başlamış demektir.
Böbrek hasarına tıp dilinde nefropati adı verilir. Nefropati, yani böbrek hasarı kan şekeri yüksek olanlarda, tansiyonu olan ve tedavi etmeyenlerde, kolesterolü yüksek olanlarda ve göz hasarı olanlarda daha fazla görülür. Aşırı protein almak, genetik eğilim, insülin direnci ve böbrekteki yapısal bozukluklar da böbrek hasarını artırır.
Toplumda böbrek yetmezliği gelişen ve dializ olan hastaların yaklaşık % 35-40’ında şeker hastalığı vardır.
Mikroalbüminüri daha sonra aşikar protein atılımına ve en sonunda da böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Böbreklerin hasar ilerlediğinde ve böbrek artık iyi çalışmaz duruma gelince kanda kreatinin ve üre yükselmeye başlar. Bu nedenle şeker hastaları kontrollerde idrarda mikroalbümin, kanda üre ve kreatinin ölçümleri yaptırarak böbreklerin durumunu anlayabilirler. Kreatin düzeyi 1.5 mg/dl’nin üzerine çıkarsa böbrekler artık sağlıklı çalışmıyor demektir. Bu durumda bir nefroloji uzmanına başvurmak gerekir. Böbrek hasarı olan hastalarda kansızlık varsa (anemi) mutlaka tedavi edilmelidir. Kansızlık böbrek fonksiyonlarının daha çabuk bozulmasına neden olur.
Nefropati yani böbrek hasarı tip 1 şeker hastalarında 20 yıl içinde % 50 oranında gelişir. Tip 2 diyabet hastalarında daha az oranda , % 15-20 oranında görülür. Tip 2 Diyabetli hastaların %28.2’sinde mikroalbüminüri, %7.6 sında asikar protein atılımı vardır. Yılda en az 2 kez mikroalbüminüri tetkiki yaptırmakta fayda vardır.


Komplikasyonları Azaltmanın İlk Yolu: Şeker Ayarı

Yapılan bilimsel çalışmalar gerek tip 1 gerek Tip 2 diyabetli hastalarda kan şekerinin normale yakın olmasının komplikasyonları azalttığını göstermiştir.
Tip 1 diyabetli hastalarda yapılan Diyabet Kontrolü ve Komplikasyonları Çalışmasınasına (Diyabetes Control and Complications Study: DCCT), 1441 tip 1 diyabetli hasta dahil edilmiş ve bunlara rastgele olarak geleneksel tedavi veya yoğun glikoz kontrolü uygulanmıştır. Kan şeker düzeyi düşük olan hastalarda retinopati riskinin %76, mikroalbüminüri riskinin %43, nöropati denen sinir hasarının %64 oranında azaldığı saptanmıştır.
Tip 2 diyabetli hastalarda yapılan bir büyük araştırma ise UKPDS çalışması adını alır. Bu klinik çalışmaya 3867 yeni tanı konmuş tip 2 diyabetli hasta dahil edilmiş ve çalışmada 4 farklı ilaç tedavisi ile yoğun tedavinin yapıldığı hastalar ile sadece diyet yapan hastalardaki organ komplikasyonları araştırılmıştır. Açlık kan şekeri < 108 mg/dl olan hastalar yoğun tedavi edilmiş grubu oluşturmuştur. 10 yıldan fazla süreyle hastalar izlenmiş ve kan şekeri düşük olan ve HbA1c si %7.0’den küçük olan hastalarda komplikasyonların daha az görüldüğü saptanmıştır

Komplikasyonlar Nasıl Önlenebilir?


1.Kan şekerini normale yakın tutarak.
2.LDL Kolesterolü 100 mg/dl’nin altına indirerek.
3.Fazla kilo varsa zayıflayarak veya normal kiloya gelerek
4.Tansiyonu normale getirerek ( büyük tansiyon 13 veya altında olmalı, küçük tansiyon 8 veya altında olmalı)
5.HbA1c değerini %6 civarında tutarak, HbA1c’nin bir sayı azalması küçük damar komplikasyonlarını %37 azaltır.
6.Homosistein düzeyi yüksek ise düşürerek
7.Serbest radikallere karşı antioksidan sebze ve meyve yemek, yenemiyorsa antioksidan vitaminler (E vitamini, C vitamini gibi) almalı. E vitaminin günde 400 üniteden fazla alınması zararlıd
8.Ayaklarınızın bakımını yapınız.
9.Sigarayı bırakın, sigara insülin direncini arttırır, kan şekerini yükseltir ve kalp hastalığı riskiniz artar.
10.Hergün yürüyüş yapın, hergün 30 dakika yürümek şekere çok faydalıdır.
11.Doğru beslenin
12.Kontrollere gününde gidin
13.Aşıları yaptırın
14.Psikolojik olarak iyi olun
15.İlaçları düzenli kullanın
16.Eğitim alın ve öğrenin.


KAYNAK:


1. http://www.drdiyabet.com
2. http://www.sekerhastaligidr.com
3. http://www.diyabetonline.com
 
 
KULAK ÇINLAMASI VARSA B12 VİTAMİNİ VE ÇİNKO ÖLÇÜMÜ YAPTIRINIZ

KULAK ÇINLAMASI, B12 VİTAMİNİ VE ÇİNKO

Kulak çınlamasının bir çok nedeni vardır. Kulak çınlaması olan kişilerin bunun nedenini öğrenmek için öncelikle bir KBB uzmanına başvurmaları gerekir.

Yapılan çalışmalarda kulak çınlaması olan kişilerden bazılarında kanda B12 vitamin düzeyinin düşük olduğu ve bu kişilerde yapılan B12 tedavisiyle kulak çınlamasının azaldığı saptandı. Yine aynı şekilde kandaki çinko seviyesi düşük ise çinko tedavisinin faydalı olabileceği belirtilmekte. Kulak çınlaması olan kişiler bu nedenle kanlarında B12 vitamini ve kan çinko düzeylerine baktırmalı ve eksiklik varsa tedavi için bir ENDOKRİN UZMANINA başvurmalıdır.

B 12 VİTAMİNİ NEDİR?

Yapısında kobalt metali bulunduğundan B12 vitaminine kobalamin ismi de verilir. Multivitamin ilaçlarda B12 vitamini siyanokobalamin adıyla bulunur. B12 vitamini sinir dokusunun sağlığı ve kırmızı kan hücresi (eritrosit) ve hücrelerimizde bulunan DNA’nın yapımı için gerekli olan bir vitamindir.
Diyetle alınan B12 vitamini mideden salgılanan intrensek faktör adındaki bir proteinle birleşerek bağırsaklardan emilir.
Besinlerde bulunan B12 vitaminin bağırsaklardan iyi emilmesi, mide, pankreas ve bağırsakların iyi çalışmasına bağlıdır.
Günlük B12 vitamini ihtiyacı 2.4 mikrogram kadardır.

Bulunduğu Gıdalar
B12 vitamini hayvansal besinlerde yani kırmızı et, tavuk, hindi eti ve balıkta ve çok az oranda sütte ve yoğurtta bulunur. Bitki ve mayada bulunmaz. Bir bardak pastörize sütte 0.9 mikrogram B12 vitamini vardır.
B12 Vitamini Eksikliği
B12 vitamin eksikliği pernisiyöz anemi denen kansızlık durumunda görülür. Pernisiyöz anemi B12 vitaminin bağırsaklardan emiliminin bozulması nedeniyle oluşan bir hastalıktır. Bu hastalık 60 yaş üzerindeki kişilerde % 2 oranında görülür ve tedavisi için B12 vitamini iğnesi (enjeksiyonu) yapılır. B12 vitamin eksikliği varsa kırmızı kan hücrelerinin büyüdüğü megaloblastik anemi görülür.
B12 eksikliği genellikle et yemeyenlerle (vejetaryenlerde), mide ve bağırsak hastalığı olanlarda görülür. Bunun nedeni de B12 vitamininin çoğunlukla hayvansal besinlerde bulunmasıdır. Midelerinde atrofik gastrit hastalığı olanlarda veya midesi ameliyatla alınanlarda özellikle B12 vitamin eksikliği sık görülür. Bir çalışmada midesinde helikobakter pilori bakterisi olanlarda B12 vitamini eksikliğinin sık görüldüğü ortaya konmuştur. Bazen nadiren kalıtımsal olarak B12 vitamini yetmezliği görülebilir. Yaşlılık ise önemli bir B12 vitamin yetmezlik nedenidir. Yaşlılarda B12 vitamini yetmezliği sık görülür. B12 vitamini eksikliğinde kanda ve idrarda metil malonik asit aratraken kanda ayrıca homosistein yükselir.
B12 vitaminin emilmesini engelleyen ve azlığına neden olan hastalıklar şunlardır:
·Midede atrofi, asit olmaması
·Midede helikobakter pilori bakteri varlığı
·Antibiyotik sonrası bağırsakta aşırı bakteri çoğalması
·Uzun süre şeker hastalığı ilacı olan metformin kullanmak
·Antiasit, H2 reseptör antagonist ve protom pompa inhibitörü denen mide ilaçları kullanmak
·Kronik alkol kullanımı
·Mide ameliyatı geçirenler
·Pankreas bezinin iyi çalışmaması
·Sjögren sendromu
·AIDS hastalığı veya HIV pozitif kişiler

B12 yetmezliği olan kişilerin sadece % 29’unda anemi ve % 64’ünde kırmızı kan hücrelerinde büyüme görülür. O nedenle B12 yetmezliği her kişide kansızlıkla karşımıza çıkmaz. B12 yetmezliği nedeniyle bu kişilerde dilde yanma (glossit), vajende atrofi ve emilim bozuklukları olabilir. Birlikte demir eksikliği veya talassemi varsa kırmızı kan hücrelerinde büyüme olmayabilir. Bu hastaların bazılarında uyuşma, hissizlik, halsizlik, hafızada zayıflama ve kişilik değişiklikleri olabilir.


B12 vitamin eksikliği yapan bazı ilaçlara dikkat edelim:

·Mide ve on iki parmak bağırsağı (duodenum) ülseri veya gastrit hastalığının tedavisinde omeprazol türü ilaç alan hastalarda B12 vitamin eksikliği veya kan düzeylerinde azalma olabilir.

·Kloramfenikol ve neomisin gibi antibiyotikleri kullananlarda
·Gut hastalığıı denen kanda ürik asit yüksekliği ile kendini gösteren hastalığın tedavisinde kullanılan Kolşisin ilacı B12 vitamini eksikliği yapabilir.
·Şeker hastalığı tedavisinde kullanılan metformin (Glukofaj veya glukoformin) ilacı B12 vitamini eksikliği yapabilir.
·Ameliyat sırasındaki anestezide kullanılan nitröz oksit de B12 vitamin eksikliği yapabilir.

B12 yetmezliği 60 yaşın üzerinde %10-15 oranında görülür. Yaşlılardaki B12 vitamini eksikliği multivitamin ilaçlarla tedavi edilebilir.

B12 Eksikliği Belirtileri:
B12 vitamin eksikliğinin hematolojik (kan hastalığı-anemi), nörolojik (sinir sistemi) ve iskete üzerine etkileri vardır. B12 eksikliğinde kırmızı hücrelerde büyüme (makrositoz) ile karakterize anemi vardır. Bu kişilerde ayrıca kanda LDH ve ve bilirubin yükselebilir. Bazen lökosit ve trombosit sayısı düşebilir. Nörolojik yani sinir sistemiyle ilgili olarak ise omurilik arka ve yan kısımlarında sinir hasarı ve buna bağlı özellkle bacaklarda simetrik nöropati gelişir. Uyuşma ve ataksilerle başlayan bu durum denge kaybıyla devam eder. İler aşamada ileri halsizlik, spastisite, klonus, felç, idar ve gaita kaçırmaya kadar ilerler. B12 vitamini ksikliği olan kişilerde osteoporoz sıklığının fazla olduğu da saptanmıştır.

B12 vitamini eksikliği olan kişilerde şu belirtiler görülür:

·Yorgunluk
·Halsizlik
·Bulantı
·Kabızlık
·Gaz
·İştah kaybı
·Kilo kaybı
·Kansızlık
·Yürümede zorluk ve denge bozukluğu
·Unutkanlık
·Demans
·Dilde ağrı
·Bacaklarda his kaybı ve uyuşma
·Kansızlık
·Kulakta çınlama

B12 vitamini eksikliğinde sinir sistemi bozuklukları da görülebilir.

B12 vitamini şu kişilerde ilave olarak verilmelidir:
  • Pernisiyöz anemi
  • Midesi ameliyatla alınanlar
  • Vejetaryenler
  • Yaşlılar
  • Gebe ve bebekler
  • Bağırsak hastalığı olanlar
50 yaşın üzerindeki kişiler, vejetaryenler, gebe kalmayı planlayan kadınlar B12 vitaminini multivitamin ilaç olarak, günde 6-30 mikrogram almalıdırlar. Pernisiyöz anemi yoksa B12 vitamini ağızdan tablet şeklinde alınmalıdır. Pernisiyöz anemi durumunda ve mide ameliyatlılarda enjeksiyon şeklinde alınmalıdır.

Bazı hastalıkların tedavisinde veya önlenmesinde B12 vitamini kullanımı:

·Kanda homosistein denen damar sertliği yapıcı madde yüksekse tedavi için B12 vitamini 0.5 mg/gün dozunda folik asit ile birlikte (0.5-5 mg/gün) alınabilir.
·B12 eksikliği varsa gebelerde çocuktaki sinir dokusu anormalliğini önlemek için folat tedavine ilave olarak verilmelidir.
·Alzheimer hastalarında B12 vitamini eksikliği sık olarak bulunur. Bu hastalarda B12 vitamini eksikliğinin giderilmesi gerekir.
·Depresyondaki hastalarda da sıklıkla B12 vitamini eksikliği görülür. Bu hastalara da B12 vitamini verilmesi gerekir.
·Kulak çınlaması olan hastaların bir kısmında B12 eksikliği görülmüş ve tedaviyle şikayetleri azalmıştır.

B12 Vitamini Fazlası zararlı mı?

B12 vitamini fazlalığı zararlı değildir.

ÇİNKO NEDİR?

Çinko, vücudumuzdaki birçok enzimin ve insülin hormonunun yapısında bulunan önemli bir mineraldir. Çinko vücudumuzda çoğunlukla iskelet kemikleri ve kaslarda bulunur. Bağırsaklardan emilmesi için pankreasın salgıladığı enzimlere ihtiyaç vardır. Çinko vücutta birçok enzimin yapısında bulunur ve ayrıca hücre membranı dediğimiz hücreyi çevreleyen zarda bulunarak hücreyi oksitleyici radikallerden korur. Çinko ayrıca RNA ve DNA’yı sabit hale getirir ve DNA’nın iyi çalışmasını sağlar.

Prostat bezinin ve üreme organlarının iyi çalışması için yeteri kadar çinko alınması gerekir.
Çinko, bağışıklık sistemi dediğimiz vücut direncinin güçlenmesinde, yara iyileşmesinde, tat ve koku duyusunun oluşmasında, büyüme, gelişme ve gebelik döneminde faydalı etkileri olan bir mineraldir.
Çinkonun iştah üzerine olan etkileri de vardır ve bu konuda araştırmalar henüz sonuçlanmamıştır.
Sperm hareketinin artmasında çinkonun rolü vardır.
Çinko kuvvetli bir antioksidandır. Vücudumuzda bakır-çinko süperoksit dismutaz (CuZnSOD) isimli antioksidan bir enzimin yapısına girerek bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
Günlük çinko ihtiyaç 11 mg kadardır.

Çinko Hangi Gıdalarda Vardır?
Arpa, peynir, sığır eti, kepekli ekmek, tavuk, yumurta sarısı, süt ve süt ürünleri, balık, patates, ceviz, badem, tam tahıl, kuru fasulye, lahana, ayçekirdeği, karaciğer, kuzu eti ve tahıllarda çinko vardır. Kırmızı et ve tavuk eti gibi hayvansal gıdalarda bulunan çinko daha kolay emilir.
Diyete ilave olarak çinko ve demir alınacaksa, ikisinin farklı zamanlarda alınması gerekir.

Çinko Eksikliği:
Çinko eksikliğinde şu belirtiler oluşur:

·Büyümede gecikme
·Kıllarda dökülme ve saç dökülmesi (alopesi), saç renginde değişiklik
·İshal
·Ergenliğe girememe,
·Seksüel gelişim bozukluğu (hipogonadizm)
·Penis sertleşmesinde zorluk (empotans)
·Sperm sayısında azalma (oligospermi)
·Göz ve deri yaraları
·İştah kaybı
·Kilo kaybı
·Yaraların iyileşmesinde gecikme
·Ağız tadında bozukluk
·Bağışıklık sisteminde zayıflık ve kolay hastalanma
·Gece körlüğü
·Cilt hastalıkları

Çinko eksikliği şu kişilerde daha fazla görülür:

·Beslenmede çinko içeren besinlere yer vermeyenlerde
·Sadece damardan beslenen hastalarda
·Fazla alkol alanlarda
·Bağırsak hastalığı olanlarda
·Vejetaryen olanlarda
·Gebelik ve emzirme döneminde
·Uzun süren ishali olanlarda
·Bağırsaklarında Crohn ve ülseratif kolit hastalığı olanlarda
·Sickle cell anemisi denen bir kansızlık türünde
·65 yaşın üzerindeki yaşlılarda
·Penisilamin isimli ilacı kullananlarda
·Epilepsi ilacı olan sodyum valproate kullananlarda,
·idrar söktürücü ilaç kullananlarda
·Tüberküloz (verem) hastalığının tedavisi için etambutol isimli ilacı kullananlarda
·Siroz hastalarında
·Diyabetli hastalarda idrarla çinko kaybı fazladır. Bu nedenle şeker hastalarında bağışıklık sistemi bozuktur. Bu hastalara çinko verilmesi faydalı olur.

Çinkonun Faydalı Olduğu Hastalıklar:

1-Boyu uzamayan veya kilo almayan çocuklarda çinko yetmezliği olabilir. Büyüme geriliği olan çocuklarda günde 5-7 mg çinko ilavesi ile büyüme hız kazanmaktadır. Çinko eksikliğinin büyüme üzerindeki bu etkisinin mekanizması tam olarak bilinmemekteyse de, insülin like growth faktör-1 isimli büyüme hormonu üzerinden olduğu düşünülmektedir. Bu tür çocuklarınız varsa endokrinoloji ve metabolizma uzmanı bir doktora başvurmanız gerekir. Burada çocuğunuzun hormonları ve diğer kan tetkikleri yapılarak değerlendirilecektir.
2-Sık enfeksiyona yakalanan kişi veya çocuklarda vücuttaki çinko araştırılmalı ve eksiklik varsa ilave verilmelidir
3-Çocuk ishallerinde çinko eksikliği araştırılmalı ve eksiklik varsa verilmelidir. Çinko verilmesinin ishalleri azalttığı saptanmıştır.
4-Sık akciğer enfeksiyonu olan çocuklarda da çinko eksikliği olup olmadığını araştırmak gerekir. Yaşlı kişilerde görülen akciğer enfeksiyonlarının zemininde çinko eksikliği bulunabilir ve bunlara çinko verilmesi gerekebilir.
5-Yaşlı kişilerde sık görülen gözün makula dejeneransı hastalığında çinko almanın faydası olabilir. Bunu göz doktorunuzla konuşmanızda fayda vardır.
6-Şeker hastalarında da çinko eksikliği araştırılmalı ve eksiklik varsa destek tedavisi olarak alınmalıdır. Diyabetli hastalarda idrarla çinko kaybı fazladır.
7-Gebe ve emziren kadınlar ve yaşlıların ilave olarak çinko almaları gerekebilir. Bu nedenle çinko tetkiki yapılıp eksiklik varsa uygun dozda çinko ilavesi gerekir.
8-Sperm sayısı az kişilerde kanda çinko düzeyine bakarak eksiklik vardsa verilmelidir.
9-Ayrıca idrar söktürücü ilaç (diüretikler) kullananlar, kalsiyum ilacı alanlar ve bol posalı beslenenler, bağırsaklarında Crohn ve ülseratif kolit hastalığı olanlar ve devamlı enfeksiyonu olanlar da ilave çinko almak faydalı olabilir. Bu hastalıklarınız varsa tedavinizi yapan doktorunuz ile konuşmanız faydalıdır. Çinko günlük 15 mg’dan fazla
alınmamalıdır.
10. Çinko eksikliğinde tiroid hormon metabolizması bozulur ve kandaki T3 ve T4 hormonu % 30 oranında azalır. Bu arada T4 hormonunun T3 hormonuna dönüşümünü sağlayan enzim (deiyodinaz enzimi) çinko eksikliğinde % 67 oranında azaldığından T3 hormon azlığı meydana gelir. Bu nedenle çinkodan zengin olan peynir, sığır eti, kepekli ekmek, tavuk, yumurta sarısı,süt ve süt ürünleri, balık, patates,ceviz, badem, tam tahıllar, kuru fasulye, lahana, ay çekirdeği ve kuzu eti gibi gıdalarla beslenmek tiroid sağlığımız için gereklidir.

Çinko Eksikliği Nasıl Anlaşılır?

Çinko eksikliği için kanda çinko seviyesini ölçmek gerekir. Kanda 60 mikrogram/dl’den az ise çinko yetmezliği vardır. Yalnız kandaki çinko seviyesi dokulardaki çinko hakkında yeterli bilgi vermez. Dokularda çinko eksikliği olup olmadığını anlamak için eritrosit alkalen fosfataz veya serum süperoksit dismutaz aktivitesini ölçmek gerekir. Kanda alkalen fosfataz düzeyinin çok düşük olması da çinko yetmezliğini düşündürebilir.

Çinko Fazla Alımının Zararı?

Fazla alınan çinko kişilerde bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısı yapar. Genellkle çinko bulaşmış içecekler ve gıdalarla bu çinko zehirlenmesi ortaya çıkar. Uzun süre çinko alanlarda bakır yetmezliği ortaya çıkabilir.



 
 
GEBELİKTE DIABET (HAMİLEDE ŞEKER YÜKSELMESİ)

GEBELİK DİABETİ (GEBELİKTE ŞEKER YÜKSELMESİ)

İlk defa gebelik sırasında ortaya çıkan veya ilk defa gebelikte fark edilen şeker hastalığına “Gebelik Diyabeti” denir. Buna Latince Gestasyonel Diyabet denmektedir. Gebeliklerin yaklaşık %3’ünde görülür. Bu kadınlarda gebe kalmadan önce şeker hastalığı yoktur. Bu kadınlarda insülin yüksek olmasına rağmen etkisini gösteremez. Göbek kordonu (plasenta) tarafından yapılan hormonlar insülinin etkisini önler ve kan şekeri yükselir. Bu etki genellikle gebeliğin 20-24üncü haftalarında artar. Ancak şişman olan kadınlarda gebeliğin ilk ayında da yüksek kan şekeri olabilir. Plasenta (göbek kordonu) büyüdükçe salgıladığı hormonlar artar ve insülin etkisi kaybolarak kan şekerinde yükselme başlar. Doğumla birlikte plasenta (göbek kordonu) atıldığından bu hormonlar kaybolur ve şeker hastalığı da kaybolur.
Gebelikle şeker hastalığına yakalanma riski olan kadınlar şunlardır:
1.Ailesinde şeker hastalığı olanlar.
2.Şişman veya kilolu kadınlar
3.Önceki doğumda iri bebek (>4 Kg) doğuranlar
4.Düşük yapanlarda
5.Gebe kaldığında yaşı 25’den büyük olanlar
6.Önceki gebeliğinde şekeri yükselenler
7.İdrarda şeker çıkanlar
8.Kanında çinko, selenyum, antioksidan vitamin düşüklüğü olan kadınlar

Yukarıda sayılan özellikler varsa gebeliğin ilk ayında şeker yükleme testi yapılmalıdır. Bu testte şeker hastalığı çıkmaz ise gebeliğin 20-24üncü haftasında tekrar şeker yükleme testi yapılmalıdır.

100 gram glukozla yapılan şeker yükleme testinde;

Açlık kan şekeri 95mg/dl
1.saat kan şekeri 180mg/dl
2.saat kan şekeri 155mg/dl
3.saat kan şekeri 140mg/dl

İki veya fazla değer (ölçüm) bu rakamlardan fazla ise gebelik şeker hastalığı vardır.

Tarama Testi:
Gebelik diyabeti kadında hiçbir belirti yapmadığından bütün gebeler mutlaka taranmalıdır. 50 gram şekerle yapılan tarama testi gebeliğin 24-28.haftasında yapılar. Günün herhangi bir saatinde 50 gram glukoz içilir ve bir saat sonra kan şekerine bakılır. 140mg/dl ve fazla ise şeker hastalığı riski vardır ve bu kişilerde 100 gr lık şeker yükleme testi yapılır. 140mg/dl nin altında çıkarsa şeker yok demektir.
Gebe bir kadında açlık kan şekeri 126 mg/dl’den fazla veya rastgele ölçülen kan şekeri 200 mg/dl’den fazla ise muhtemelen gebelik öncesi de şeker hastalığı vardır denebilir.
Gebelikte şeker hastalığı çıkan kadınlarda kan şekeri genellikle 24.haftada çıktığından çocuklarda anormallik olmaz. Çocuklarda anormallik ancak ilk 3 ayda kan şekeri yüksek ise olabilir. Ancak gebelik öncesi şeker hastalığı varsa bu kadınlarda kan şekeri kontrolü büyük önem taşır.
Gebelikte oluşan şeker hastalığının riski çocuğun iri doğmasıdır. Anneden gelen kan şekeri fazla olunca bebeğin pankreası fazla insülin yapar ve bu da yağ oluşumunu artırarak babeğin iri olmasına neden olur.
Eğer bebek iriyse sezeryan yapmak gerekebilir. Bebekte doğumdan sonra kan şeker düşüklüğü olabilir. O nedenle bebeğin kan şekerini ölçmek gerekir. Ayrıca bu bebeklerde kan kalsiyum ve magnezyum seviyesi düşük olabileceğinden kontrolü gerekir. Bu nedenle kan şekerinin iyi kontrol edilmesi gerekir. Kan şekeri 60-120mg/l arasında tutulmalı ve evinizde kan şeker ölçümlerini sık sık yapmalısınız.
Açlık, tokluk 1.saat ve tokluk 2.saat kan şekerleri ölçülmeli, ayrıca akşam yemek öncesi ve gece 22.30 da kan şekeri ölçülmelidir. Açlık kan şekeri < 95 mg/dl, tokluk 1. saat kan şekeri < 140 mg/dl, tokluk 2. saat kan şekeri < 120 mg/dl olmalıdır.
Ayrıca zaman zaman idrarda keton ölçümü yapılmalıdır. Keton idrarda varsa beslenmeniz iyi değil demektir.
Açlık kan şekeri diyete rağmen 105mg/dl yi geçerse ve tokluk 2.saat 120 mg/dl yi geçerse insülin tedavisine geçmek gerekir.
Gebelik diyabetinde takip iki yönlü olur. Birincisi annenin kan şekerinin ayarlanması, ikincisi kadın doğum uzmanı tarafından bebeğin gelişiminin incelenmesidir. Bu nedenle açlık kan şekeri 105 mg/dl’yi geçince insülin tedavisine geçmekte fayda vardır.
Gebelik süresince yapılacak diğer testler:
1.Ultrason ile bebeği takip etmek
2.Bebek kalp atımı takip edilir.
3.Amniosentez: Down sendromu için yapılır. Yaşı 35 den büyük kadınlarda yapılmalıdır.

Bebeğinizde şeker hastalığı gelişmez. Ancak sizde ilerde şeker hastalığı gelişme riski yüksektir. İlk 10-15 yıl içinde bu risk fazladır. Bu nedenle 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekerine baktırınız.
Gebelik süresince 12 kg almanız uygundur.
Egzersiz gebe diyabetlide büyük önem taşır. Gebe kadınların haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmaları gerekir. Yürüyüş dışında aerobik egzersizler de her gün 45 dakika yapılmalıdır. Egzersiz kan şekerini düşürür.
Beslenmede sebze, tam tahıllar, kuru baklagiller, posalı gıdalar tercih edilmelidir. Zeytinyağı yenmeli, tam buğday ekmeği , yağsız yoğurt ve yağsız süt tüketilmelidir. Margarin yenmemelidir. Gebelikte karbonhidrat alımı sınırlanmalı ve karbonhidratlar total kalorinin % 40’ından az olmalıdır. Bunu diyetisyeniniz ayarlayacaktır.
Tansiyon ölçümü ve takibi de önem taşır. Büyük tansiyon 14’ü , küçük tansiyon 9’u geçerse doktorunuza başvurunuz.


Gebelikte kan şekeri kontrolü neden önemlidir?
1-HbA1c gebeliğin ilk aylarında 8’in üzerinde ise düşük riski 3 kat artar
2-Diyabetik kadınların çocuklarında sakatlık oranı %8-13 iken şeker hastası olmayan kadınlarda %2-4 dür. HbA1c yüksek ise sakat çocuk oranı o oranda artar
3-Kan şekeri >250mg/dl ise erken doğum riski artar.
4-Gebeliğin ikinci yarısında yüksek kan şekerleri iri bebek, bebekte zor solunum, bebekte şeker düşüklüğü, sarılık, polisitemi, kalsiyum düşüklüğü ve kalp problemlerine neden olur.


Gebe diyabetlide kan şekeri ne olmalı?
Açlık kan şekeri: 60-90mg/dl
Tokluk 1saat:<120 mg/dl
Tokluk 2.saat: <120mg/dl

İnsülin Başlanması:

İnsülin başlanan gebeler evde kan şeker ölçümü yaparak takip yapmak zorundadır. İnsülin günde 2 kez yapılabildiği gibi 4 kez de yapılabilir. Açlık ve tokluk kan şekerleri yukarıda verilen hedefler gibi olmalıdır. Eğer kan şekeri yüksek ise endokrinoloji uzmanına başvurunuz. İnsülin olarak kısa ve orta etkili insülinler kullanılabilir. Uzun etkili insülinler ile ilgili yeteri kadar çalışma yoktur. Gebelikte ilaç (hap) şeklindeki diyabet ilaçları kullanılmamalıdır.

Doğum:
Doğum genellikle 38. haftada yapılır. Doğum esnasında kan şekeri yüksek ise serum ile insülin verilebilir. Sezaryene çocuğun durumuna göre karar verilir.

Doğum Sonrası:
Annenin beslenmesi gebelikte olduğu gibi devam eder. Kan şekeri kendiliğinden düzelir ve insülin kesilebilir. Doğum olduğu gün ve ertesi günler kan şekeri ölçümü yapılmalıdır. Eğer doğum sonrası şeker normal ise doğumdan 1-2 ay sonra yine kan şekeri ölçümü yapılmalıdır. Gebeliğinde şekeri yükselen tüm kadınlarda daha sonraki yıllarda şeker hastalığı gelişme riski yüksektir. Bu nedenle bu kadınların düzenli egzersiz yapması ve kilo vermesi yanında sağlıklı beslenmeleri gerekir. Ayrıca 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekeri ölçmekte fayda vardır. Daha sonra tekrar hamile kalacaklarsa şeker hastalığı gelişme riski fazla olduğundan önceden endokrinoloji doktoruna başvurmaları gerekir.


Önceden Şeker Hastası Olan Bir Kadının Gebe Kalması

Şeker hastası gebe bir kadın iyi tedavi olmaz ise bebeğinde ölüm, erken doğum, iri bebek doğurma, doğum sonrası bebekte kan şekerinde düşme, kalsiyum düşüklüğü, kan bilirubin düzeyinde (sarılık maddesi) artma, solunum sıkıntısı olabilir. Annede ise böbrek ve göz komplikasyonlarında şiddetlenme olabilir. Bu nedenle şeker hastası bir kadın gebe kalmadan önce ve gebe kalınca şeker hastalığının kontrolü için yakın takip altında olmalıdır.
Şeker hastası bir kadında gebe kalmadan önce kan şekeri ve HbA1c değerleri (< %6.1) normal sınırlar içinde olmalıdır. Bu değerler normal ise gebe kalması çocuğu ve kendisi için daha uygundur. Gebe kalmadan önce göz muayenesi, tansiyonda yükseklik olup olmadığı, kalp durumu, böbrek fonksiyonları değerlendirilir ve ayrıca HbA1c ve TSH hormon ölçümleri yapılır.
Kan şekeri kontrolü sağlanıncaya kadar gebe kalmamak gerekir. Gebelik planlayan bir şeker hastası kadında hap şeklindeki ilaçlar bırakılarak insüline geçilir. Ayrıca kullanılan kolesterol düşürücü ilaçlar, ACE inhibitörü tansiyon ilaçları kesilir. Folik asit vitaminine başlanır. Açlık kan şekeri 90, tokluk <120 mg/dl olması gebelik için en ideal seviyelerdir.
Tansiyon ilacı olarak ACE inhibitörü ilaç alıyorsa bu ilaç kesilir.
Şeker hastası bir kadında gebe kalmadan önce ilaçlar kesilip insüline geçmek uygundur.
Yine gebe kaldığını anlayan şeker hastası bir kadın insüline geçmek için hemen doktoruna başvurmalıdır. Şeker hastası olan bir gebede kan şeker düzeyleri şöyle olmalıdır:

Açlık kan şekeri 60 ile 90 mg/dl arasında olmalı
Tokluk kan şekeri 120 mg/dl’nin altında olmalıdır.



Önceden Şeker Hastası olan kadın gebe kalırsa:
İnsülin ihtiyacı artar, gebelik insüline direnç oluşturduğu için daha fazla insülin gerekir. Günde 2-4 defa insülin yapılır. Gebelikte tablet şeklindeki diyabet ilaçları kullanılmaz. Günde 3 ana 3 ara öğün beslenme uygulanır.

Kan ŞekeriTtakibi:
Günde 4-7 kez kan şeker ölçümü yapılabilir. Her öğün öncesi, sonrası ve gece yatarken ölçülebilir. Öğün (yemek )öncesi kan şekeri 60-90 mg/dl , yemek sonrası < 120 mg/dl olmalıdır.
34’üncü haftaya kadar 2 haftada bir daha sonra haftada bir kontrol gerekebilir.
Ayda bir HbA1c ölçülmeldir.
Kadın doğum uzmanı 20nci haftada ultrason yaparak bebeğin gelişimine bakar ve sonra ultrason ile takip eder.
Gözde retinopati yönünden takip yapılır.
Üç ayda bir idrarda protein incelemesi yapılır.

Kalori dağılımı:
%10 kahvaltı
%30 öğlen
%30 akşam
%15 saat 10.30
%15 gece 22.00’da

Egzersiz:
Üst vücut egzersizleri, yürüyüş veya yüzme yapılabilir. Egzersiz öncesi ve sonrası kan şekerinizi ölçünüz. Egzersiz sonrası kan şekeri düşebileceğinden dikkat etmek gerekir. Egzersiz sırasında yanınızda kan şeker ölçüm cihazı, şeker bulundurunuz.
Ultrason: 18-20.haftada yapılır. Organ gelişimine bakılır
Alfa-fötoprotein: Bebekte anormallik olup olmadığına bakılır. Gebeliğin 15.haftasında bakılır.

Doğum Sonrası:
Emziren şeker hastası kadınlar insülin kullanmaya devam etmelidir. İlaç almalıdır. Emzirmeye önem vermeli ve devam etmelidir.

İri bebek:
4 kg üzerinde bebeklerdir. Annedeki ve bebekteki yüksek insülin seviyeleri iri bebeğe neden olur. Diyabetik annelerin %15-45 inde iri bebek doğumu olur. İri bebek doğuran kadınlar genellikle daha kısa, şişman ve geniş omuzlu kadınlardır.


 
 
 
DİABET (ŞEKER) HASTASININ AŞI, VÜCUT, CİLT VE DİŞ BAKIMI

DİABET VE Vücut Bakımı
Her gün banyo yapmaya çalışınız. .
İç çamaşırları ve çoraplarınızı % 100 pamuktan olmasına dikkat ediniz.
Naylon içeren iç çamaşırı giymeyiniz ve iç çamaşırlarınızın dar olmamasına dikat ediniz.
Tuvalet sonrası kadınlar tuvalet kağıdını önden arkaya doğru silmelidir
Günde en az 8 saat uyuyun.
Soğuk havalarda eldiven ve uygun giysiler giyiniz.
Kendinize zaman ayırın ve stresten uzak durmaya çalışın. Yoga, reiki veya başka gevşeme teknikleri öğrenin ve iyimser olmaya çalışın.

Diş Bakımı:
Şeker hastalarında diş ve dişeti problemleri çok sık ortaya çıkar. Bunun nedeni şekerin mikropların üremesine kolaylık sağlamasıdır. Ağız kuruması, diş eti hastalığı, ağız içi enfeksiyonlar sıktır. Şeker hastalarında tükrük bezleri az çalıştığı için tükrük azlığı ve sonuçta ağız kuruluğu oluşur. Ağız kuruluğunu önlemek için şeker hastaları bol miktarda su içmelidir. Ayrıca şekersiz sakız çiğnemek ve diş hekimine yılda bir muayene olmak gerekir.
Sigara içmek de diş etlerinde hastalığa neden olur.
Kırmızı, ağrılı ve kanayan diş etleri hastalıklıdır. Kolay kanarlar. Dişlerdeki plak ve taşlar temizlenmez ise dişetleri çekilmeye ve sonunda dişler sallanmaya ve düşmeye başlar. Diş etlerinin iltihabı ağzın kötü kokmasına da neden olur. Her yemekten sonra dişleri fırçalamalı ve ağzı yıkamalıdır. Her dişin önü, arkası ve tepesi iyi fırçalanmalıdır. Ağız yıkama suları ile de ağzınızı yıkayınız.
Diş ve diş eti hastalıklarından korunmak için kan şekeri ayarını iyi yapmak gerekir. Dişlerinizi sert olmayan diş fırçaları ile fırçalayınız ve diş fırçanızı 3 ayda bir değiştiriniz.
Diş çekimi veya tedavisi yapılacaksa kan şekerinin ayarda olması gerekir. Diş hekimine giderken ilacınızı ve öğününüzü atlamayın.
Cilt Bakımı:
Şeker hastalarında cilt kuruluğu ve buna bağlı kaşıntı çok sık görülür. Banyo yaparken sıcak suyla değil ılık suyla banyo yapınız. Cildiniz kuru ise nemlendirici kremler kullanınız. İçinde alkol bulunan kozmotik ürünler kullanmayınız.
Cildinizi güneş ışığından koruyunuz. Güneşe çıktığınızda koruma faktörü yüksek olan güneş kremleri kullanınız ve güneş gözlüğü takınız. Güneşli havalarda dışarıda dolaşırken şapka giyiniz.
Hergün ılık su ve yumuşak sabun ile banyo yapınız.
Soğuk havalarda uygun giysiler giyerek soğuktan korununuz.

Aşılar:
Şeker hastaları her yıl eylül ayında grip aşısı yaptırmalıdır. Yaşlı kişilerin zatürreden korunmak için pnömokok aşısı yaptırmaları uygundur. Hepatit B aşısı yaptırmak da faydalıdır.

Ayak Bakımı:
Kan şekeri yüksekliği ayağa giden damarlarda hasar yaparsa kan akımı azalır. Kan akımı azalması sonucu cildin beslenmesi bozulacağından ayaklarda yaralar oluşur. Bu yarada mikroplar daha kolay çoğalacağından iltihap sıklıkla gelişir. Şeker yüksekliği sinir hasarı da yaptığından duyu kaybı, ayaklarda şekil bozukluğu ve nasır gelişebilir. Ayak iyi bakılmaz ise ayaklarda yara oluşabildiği gibi, siyahlaşma (gangren) da gelişebilir.
Ayakları soğuk, cildi morarmış ve ayak üzeri kılları dökülmüş kişilerde kanlanma iyi değildir.
Sinir hasarı olunca ayakta yanma, karıncalanma, uyuşma ve yorgunluk olabilir. Sinir hasarı nedeniyle soğuk, sıcak ayrımı yapılamadığı gibi ayakkabının yaptığı hasar veya nasır hissedilemez. Bu durumlar ayakta yara oluşmasını artırır.
Ayak bakımı için önerilenler şunlardır:

1.Sigarayı bırakınız
2.Çıplak ayakla yürümeyiniz. Denizde, kumsalda ve evde terlik kullanınız.
3.Ayakları yara yapacak aktivitelerden kaçının, çıplak ayakla yürümeyin, sıcak suya koymayın, suyun sıcaklığına bakmadan banyo yapmayınız.
4.Tırnak kesimi önemlidir. Tırnakları banyodan sonra düz olarak kesiniz. Tırnak köşelerini derin olarak kesmeyiniz. Keskin tırnak kenarlarını törpüleyin. Banyodan sonra başparmak tırnaklarının yan kenarına, tırnak ile etin birleştiği kısma, pamuk çubuğu ile baticon sürünüz. İyi göremiyorsanız veya kesmekte güçlük çekiyorsanız, ayak tırnaklarını kesmek için başkasından yardım isteyiniz.
5.Pedikür yaptırmayınız
6.Ayaklarınızı hergün yıkayınız. Ayaklarınızı uzun süre suda bırakmayınız. Ayak muayenesi yapınız, kızarıklık, morarma var mı bakınız, ayak tabanına ve parmak altlarına bakınız. Bu amaçla bir ayna kullanabilirsiniz. Ayaklarınızı ılık su ile yıkayınız ve yumuşak sabun kullanarak temizleyiniz ve kurulayınız. Özellikle parmak aralarının ıslak kalmamasına dikkat ediniz. Eğer ıslak kalırsa mantar gelişir. Ayak üstlerine hergün nemlendirici krem sürünüz. Akşamları vazelin de sürebilirsiniz.
7.Çorap: pamuklu çorap giyin, çorap gevşek olmalı, iz bırakmamalıdır. Çorabınızı hergün değiştirin. Ayağınız terleyince çorabınızı değiştiriniz. Lastikli, dar, küçük, çok bol, veya bacağınızda iz bırakan çoraplar kullanmayın. Çoraplarınızın kaymasına engel olmak için dizinizin altından veya üstünden lastik kullanmayın veya çorabınızı yuvarlayıp düğümlemeyin
8.Ayakkabı : bol veya dar olmamalı, ayak şeklinize uygun olmalı, ucu sivri ve topuklu olmamalıdır. Burnu açık, sert, topuklu, ayağınızı sıkan veya çok bol ayakkabılar giymeyiniz. Parmak aralarına giren terlik veya sandalet tipi ayakkabılar giymeyiniz. Yumuşak deriden yapılmış ayakkabılar tercih edilmelidir. Ayakkabı almaya akşam saatlerine gidiniz. Bu saatlerde ayağınızın en şiş olduğu zamandır. Ayakkabı alırken moda veya şıklıktan çok ayağınızın sağlığını düşününüz. Ayakkabıyı ilk giydiğinizde kısa süreli giyip değiştiriniz. İmkanınız varsa şeker hastaları için özel olarak yapılan ayakkabılardan alınız. Hergün ayakkabınızın içini elinizle kontrol ediniz ve içinde ayağınıza zarar verebilecek sertlik veya çivi çıkıntısı olup olmadığına bakınız. Ayakkkabınızı çorapsız giymeyiniz.
9.Ayağınızda nasır varsa kesinlikle nasır ilacı kullanmayın. Jilet ve benzeri kesicilerle kesmeyiniz, kazımayınız.
10.Ayağınız çok terliyorsa çoraplarınızı sık sık değiştirin. Ayağınızın nemli veya ıslak kalmasına izin vermeyiniz.
11.Ayaklarınıza sıcak su torbaları, ısıtıcı petler veya diğer ısıtıcı aletler uygulamayınız. Bunlar yara veya yanık oluşmasına neden olurlar.

Tedavi:
Yüzeyel ülser varsa: Temizlenir, ölü dokular temizlenir, hidrojel kullanılır.
Enfeksiyon varsa: Antibiyotik verilir, günde 2 kez pansuman yapılır, ayak yukarıda tutulur.
Ayaktaki yaralar iyileşmesi için gerek görülürse hiperbarik oksijen tedavisi yapılır.Bu amaçla hazırlanmış özel kabinlere girilir ve orada yüksek basınçlı oksijen verilerek yara iyileşir.

 
 
DİYABET HASTASINDA AYAK BAKIMI
Kan şekeri yüksekliği ayağa giden damarlarda hasar yaparsa kan akımı azalır. Kan akımı azalması sonucu cildin beslenmesi bozulacağından ayaklarda yaralar oluşur. Bu yarada mikroplar daha kolay çoğalacağından iltihap sıklıkla gelişir. Şeker yüksekliği sinir hasarı da yaptığından duyu kaybı, ayaklarda şekil bozukluğu ve nasır gelişebilir. Ayak iyi bakılmaz ise ayaklarda yara oluşabildiği gibi, siyahlaşma (gangren) da gelişebilir.
Ayakları soğuk, cildi morarmış ve ayak üzeri kılları dökülmüş kişilerde kanlanma iyi değildir.
Sinir hasarı olunca ayakta yanma, karıncalanma, uyuşma ve yorgunluk olabilir. Sinir hasarı nedeniyle soğuk, sıcak ayrımı yapılamadığı gibi ayakkabının yaptığı hasar veya nasır hissedilemez. Bu durumlar ayakta yara oluşmasını artırır.
Ayak bakımı için önerilenler şunlardır:

1.Sigarayı bırakınız
2.Çıplak ayakla yürümeyiniz. Denizde, kumsalda ve evde terlik kullanınız.
3.Ayakları yara yapacak aktivitelerden kaçının, çıplak ayakla yürümeyin, sıcak suya koymayın, suyun sıcaklığına bakmadan banyo yapmayınız.
4.Tırnak kesimi önemlidir. Tırnakları banyodan sonra düz olarak kesiniz. Tırnak köşelerini derin olarak kesmeyiniz. Keskin tırnak kenarlarını törpüleyin. Banyodan sonra başparmak tırnaklarının yan kenarına, tırnak ile etin birleştiği kısma, pamuk çubuğu ile baticon sürünüz. İyi göremiyorsanız veya kesmekte güçlük çekiyorsanız, ayak tırnaklarını kesmek için başkasından yardım isteyiniz.
5.Pedikür yaptırmayınız
6.Ayaklarınızı hergün yıkayınız. Ayaklarınızı uzun süre suda bırakmayınız. Ayak muayenesi yapınız, kızarıklık, morarma var mı bakınız, ayak tabanına ve parmak altlarına bakınız. Bu amaçla bir ayna kullanabilirsiniz. Ayaklarınızı ılık su ile yıkayınız ve yumuşak sabun kullanarak temizleyiniz ve kurulayınız. Özellikle parmak aralarının ıslak kalmamasına dikkat ediniz. Eğer ıslak kalırsa mantar gelişir. Ayak üstlerine hergün nemlendirici krem sürünüz. Akşamları vazelin de sürebilirsiniz.
7.Çorap: pamuklu çorap giyin, çorap gevşek olmalı, iz bırakmamalıdır. Çorabınızı hergün değiştirin. Ayağınız terleyince çorabınızı değiştiriniz. Lastikli, dar, küçük, çok bol, veya bacağınızda iz bırakan çoraplar kullanmayın. Çoraplarınızın kaymasına engel olmak için dizinizin altından veya üstünden lastik kullanmayın veya çorabınızı yuvarlayıp düğümlemeyin
8.Ayakkabı : bol veya dar olmamalı, ayak şeklinize uygun olmalı, ucu sivri ve topuklu olmamalıdır. Burnu açık, sert, topuklu, ayağınızı sıkan veya çok bol ayakkabılar giymeyiniz. Parmak aralarına giren terlik veya sandalet tipi ayakkabılar giymeyiniz. Yumuşak deriden yapılmış ayakkabılar tercih edilmelidir. Ayakkabı almaya akşam saatlerine gidiniz. Bu saatlerde ayağınızın en şiş olduğu zamandır. Ayakkabı alırken moda veya şıklıktan çok ayağınızın sağlığını düşününüz. Ayakkabıyı ilk giydiğinizde kısa süreli giyip değiştiriniz. İmkanınız varsa şeker hastaları için özel olarak yapılan ayakkabılardan alınız. Hergün ayakkabınızın içini elinizle kontrol ediniz ve içinde ayağınıza zarar verebilecek sertlik veya çivi çıkıntısı olup olmadığına bakınız. Ayakkkabınızı çorapsız giymeyiniz.
9.Ayağınızda nasır varsa kesinlikle nasır ilacı kullanmayın. Jilet ve benzeri kesicilerle kesmeyiniz, kazımayınız.
10.Ayağınız çok terliyorsa çoraplarınızı sık sık değiştirin. Ayağınızın nemli veya ıslak kalmasına izin vermeyiniz.
11.Ayaklarınıza sıcak su torbaları, ısıtıcı petler veya diğer ısıtıcı aletler uygulamayınız. Bunlar yara veya yanık oluşmasına neden olurlar.

Tedavi:
Yüzeyel ülser varsa: Temizlenir, ölü dokular temizlenir, hidrojel kullanılır.
Enfeksiyon varsa: Antibiyotik verilir, günde 2 kez pansuman yapılır, ayak yukarıda tutulur.
Ayaktaki yaralar iyileşmesi için gerek görülürse hiperbarik oksijen tedavisi yapılır.Bu amaçla hazırlanmış özel kabinlere girilir ve orada yüksek basınçlı oksijen verilerek yara iyileşir.


Komplikasyonları Azaltmanın İlk Yolu: Şeker Ayarı

Yapılan bilimsel çalışmalar gerek tip 1 gerek Tip 2 diyabetli hastalarda kan şekerinin normale yakın olmasının komplikasyonları azalttığını göstermiştir.
Tip 1 diyabetli hastalarda yapılan Diyabet Kontrolü ve Komplikasyonları Çalışmasınasına (Diyabetes Control and Complications Study: DCCT), 1441 tip 1 diyabetli hasta dahil edilmiş ve bunlara rastgele olarak geleneksel tedavi veya yoğun glikoz kontrolü uygulanmıştır. Kan şeker düzeyi düşük olan hastalarda retinopati riskinin %76, mikroalbüminüri riskinin %43, nöropati denen sinir hasarının %64 oranında azaldığı saptanmıştır.
Tip 2 diyabetli hastalarda yapılan bir büyük araştırma ise UKPDS çalışması adını alır. Bu klinik çalışmaya 3867 yeni tanı konmuş tip 2 diyabetli hasta dahil edilmiş ve çalışmada 4 farklı ilaç tedavisi ile yoğun tedavinin yapıldığı hastalar ile sadece diyet yapan hastalardaki organ komplikasyonları araştırılmıştır. Açlık kan şekeri < 108 mg/dl olan hastalar yoğun tedavi edilmiş grubu oluşturmuştur. 10 yıldan fazla süreyle hastalar izlenmiş ve kan şekeri düşük olan ve HbA1c si %7.0’den küçük olan hastalarda komplikasyonların daha az görüldüğü saptanmıştır

Komplikasyonlar Nasıl Önlenebilir?


1.Kan şekerini normale yakın tutarak.
2.LDL Kolesterolü 100 mg/dl’nin altına indirerek.
3.Fazla kilo varsa zayıflayarak veya normal kiloya gelerek
4.Tansiyonu normale getirerek ( büyük tansiyon 13 veya altında olmalı, küçük tansiyon 8 veya altında olmalı)
5.HbA1c değerini %6 civarında tutarak, HbA1c’nin bir sayı azalması küçük damar komplikasyonlarını %37 azaltır.
6.Homosistein düzeyi yüksek ise düşürerek
7.Serbest radikallere karşı antioksidan sebze ve meyve yemek, yenemiyorsa antioksidan vitaminler (E vitamini, C vitamini gibi) almalı. E vitaminin günde 400 üniteden fazla alınması zararlıd
8.Ayaklarınızın bakımını yapınız.
9.Sigarayı bırakın, sigara insülin direncini arttırır, kan şekerini yükseltir ve kalp hastalığı riskiniz artar.
10.Hergün yürüyüş yapın, hergün 30 dakika yürümek şekere çok faydalıdır.
11.Doğru beslenin

 
 
DIABET, BÖBREK VE İDRAR YOLU İLTİHABI (ŞEKERİN HASTALIĞINDA BÖBREK HASARI-NEFROPATİ)

ŞEKERİN BÖBREK HASARI-NEFROPATİ


Şeker hastalarında hasar oluşan organlarından birisi böbreklerdir. Böbrekler kandaki zararlı maddeleri süzerek bunların idrarla atılmasını sağlar. Normal bir kişinin idrarında protein bulunmaz. Böbreklerde hasar oluşursa ilk önce idrarla protein atılmaya başlar. Bu atılan protein albümin şeklindedir. İşte mikroalbüminüri dediğimiz dönemde 24 saatlik idrarda 30-300 mg/gün arası albümin atılımı olur. Mikroalbüminüri varsa böbrekte hasar başlamış demektir.
Böbrek hasarına tıp dilinde nefropati adı verilir. Nefropati, yani böbrek hasarı kan şekeri yüksek olanlarda, tansiyonu olan ve tedavi etmeyenlerde, kolesterolü yüksek olanlarda ve göz hasarı olanlarda daha fazla görülür. Aşırı protein almak, genetik eğilim, insülin direnci ve böbrekteki yapısal bozukluklar da böbrek hasarını artırır.
Toplumda böbrek yetmezliği gelişen ve dializ olan hastaların yaklaşık % 35-40’ında şeker hastalığı vardır.
Mikroalbüminüri daha sonra aşikar protein atılımına ve en sonunda da böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Böbreklerin hasar ilerlediğinde ve böbrek artık iyi çalışmaz duruma gelince kanda kreatinin ve üre yükselmeye başlar. Bu nedenle şeker hastaları kontrollerde idrarda mikroalbümin, kanda üre ve kreatinin ölçümleri yaptırarak böbreklerin durumunu anlayabilirler. Kreatin düzeyi 1.5 mg/dl’nin üzerine çıkarsa böbrekler artık sağlıklı çalışmıyor demektir. Bu durumda bir nefroloji uzmanına başvurmak gerekir. Böbrek hasarı olan hastalarda kansızlık varsa (anemi) mutlaka tedavi edilmelidir. Kansızlık böbrek fonksiyonlarının daha çabuk bozulmasına neden olur.
Nefropati yani böbrek hasarı tip 1 şeker hastalarında 20 yıl içinde % 50 oranında gelişir. Tip 2 diyabet hastalarında daha az oranda , % 15-20 oranında görülür. Tip 2 Diyabetli hastaların %28.2’sinde mikroalbüminüri, %7.6 sında asikar protein atılımı vardır. Yılda en az 2 kez mikroalbüminüri tetkiki yaptırmakta fayda vardır.
İdrarda albümin denen proteinin atılması yani mikroalbüninüri böbrek hastalığının başladığını gösterir. Mikroalbüminüri, idrarda bir günde 30-300mg protein atılmasıdır. Eğer tedavi edilmezse bu hastaların %20-40’ında böbrek yetmezliği ilerdeki yıllarda gelişebilir. Albümin atılımı arttıkça (günde 300 mg’dan daha fazla) böbrek fonksiyonları daha da bozulur ve tansiyon yüksekliği başlar. Bu amaçla kreatin klerensi yapılarak böbreğin fonksiyonu araştırılır. Kreatin klerensi 60 ml/dk nın altına inerse bir nefroloji uzmanının takibine girmek gerekir. Protein atılımı arttıkça böbrek fonksiyonları daha fazla bozulmaya başlar.
Mikroalbüniüri normal idrar tahlili ile anlaşılamaz. Bu nedenle ayrı olarak özel tetkik olarak yapılır. Mikroalbümin tayini spot idrarla yapılabildiği gibi 24 saatlik idrar biriktirilerek de yapılabilir. Mikroalbüminüri testi pozitif ise tekrar yapmalıdır. Stres, idrar yolu enfeksiyonu, ateş, egzersiz, tansiyon yüksekliği ve kalp yetmezliği idrarla protein atılımını artırdığından bu durumlar düzeldikten sonra tekrar tetkik yapılmalıdır.
Mikroalbüminüri varsa diyetle alınan protein vücut ağırlığının her Kg’na 0.8 gram olacak şekilde azaltılır. Hayvansal protein yerine bitkisel kaynaklı protein yenmelidir. Protein atılımı idrarda fazla ise gıda ile alınan protein miktarı 0.6-0.8 gram /kg şeklinde olmalıdır. Bu arada büyük tansiyonun 120- 130 mmHg, küçük tansiyonun 80 mmHg olması gerekir. Bu nedenle tansiyon bu seviyelere gelinceye kadar ilaç değişiklikleri yapılabilir ve doktor kontrolüne gitmek gerekir.

Albümin atılımı olanlarda kalp hastalığı riski de fazladır. Bu nedenle idrarla protein atılımının önlenmesi yönündeki girişimler hem böbreği hem de kalbi korur.

Önlemler:
Kan şekeri kontrol edilmelidir. Kan şekerinin iyi kontrolü böbrek hasarını önler.
Kan basıncı kontrol edilmelidir . Tansiyon böbrek fonksiyonlarını bozar.
ACE inhibitörleri ( kimyasal adları: kaptopril veya enalapril gibi) veya Anjiotensin II antagonist ilaçlar (Losartan gibi) mikroalbüminüri tedavisinde faydalıdır. Bu ilaçlarla mikroalbüminüri 4-8 hafta sonra negatif hale gelebilir. Ancak ilaca devam edilmelidir. Bunlarda ilaç kesilmeden devam edilir. Eğer mikroalbüminüri pozitifliği devam ediyorsa ilaç dozunuzu doktorunuz artırabilir. Bu kişiler 6 ayda bir idrarda mikroalbümin tayini yaptırmalıdır. Bu arada üre, kreatin ve kreatin klerensi tayini yapılması da uygun olur.
Şeker hastalarında bazı ilaçların böbrek hasarı yapabildiği bilinmeli ve doktor önerisi olmadan rastgele ilaç almamalıdır. Özellikle röntgen çekilirken damardan yapılan ilaçlar bazı şeker hastalarında böbrekte hasar yapabileceğinden bu tetkikler öncesi bol su içmek çok büyük önem taşır. Böbrekte önceden hasar var ise görüntüleme tetkikleri öncesi ve tetkik günü asetilsistein 600 mg/gün alınması böbreği koruyabilir.
Kreatinin düzeyiniz 1.5 mg/dl’den fazla ise ilaçlı röntgen filmi öncesi doktorunuz serum verebilir.
Şeker hastaları romatizma ilaçları kullanırken de dikkatli olmalıdır. Özellikle böbrek hasarı olanlarda bu ilaçlar yan etkiler yapabilir.
Antibiyotk kullanırken özellikle aminoglikazid türü antibiyotiklerin çok dikkatli kullanılmaları gerekir. Gentamisin, tobramisin, amikasin gibi aminoglikazid ilaçlar kullanırken mutlaka diyabet doktorunuzun önerisini alınız.

İdrar Yolu İltihapları
İdrar yolu enfeksiyonları şeker hastalarında daha fazla görülür. İdrarla şeker atıldığı için mikroplar daha kolay üreme imkanı bulurlar. Ayrıca mesanenin iyi çalışmaması da enfeksiyon gelişmesine katkıda bulunan bir etkendir. Kontrollerde bu yüzden tam idrar tahlili yapılmalı eğer idrarda lökosit çıkarsa idrar kültürü ve antibiyogram testi yaptırılmalıdır. Bazı şeker hastalarında tedaviye dirençli enfeksiyonlar da bulunabilir. İdrar yolu enfeksiyonlarını önlemek için cranberry kapsül de kullanılabilir. Cranberry yani yaban mersini kurusu da faydalı olur.



Komplikasyonları Azaltmanın İlk Yolu: Şeker Ayarı

Yapılan bilimsel çalışmalar gerek tip 1 gerek Tip 2 diyabetli hastalarda kan şekerinin normale yakın olmasının komplikasyonları azalttığını göstermiştir.
Tip 1 diyabetli hastalarda yapılan Diyabet Kontrolü ve Komplikasyonları Çalışmasınasına (Diyabetes Control and Complications Study: DCCT), 1441 tip 1 diyabetli hasta dahil edilmiş ve bunlara rastgele olarak geleneksel tedavi veya yoğun glikoz kontrolü uygulanmıştır. Kan şeker düzeyi düşük olan hastalarda retinopati riskinin %76, mikroalbüminüri riskinin %43, nöropati denen sinir hasarının %64 oranında azaldığı saptanmıştır.
Tip 2 diyabetli hastalarda yapılan bir büyük araştırma ise UKPDS çalışması adını alır. Bu klinik çalışmaya 3867 yeni tanı konmuş tip 2 diyabetli hasta dahil edilmiş ve çalışmada 4 farklı ilaç tedavisi ile yoğun tedavinin yapıldığı hastalar ile sadece diyet yapan hastalardaki organ komplikasyonları araştırılmıştır. Açlık kan şekeri < 108 mg/dl olan hastalar yoğun tedavi edilmiş grubu oluşturmuştur. 10 yıldan fazla süreyle hastalar izlenmiş ve kan şekeri düşük olan ve HbA1c si %7.0’den küçük olan hastalarda komplikasyonların daha az görüldüğü saptanmıştır

Komplikasyonlar Nasıl Önlenebilir?


1.Kan şekerini normale yakın tutarak.
2.LDL Kolesterolü 100 mg/dl’nin altına indirerek.
3.Fazla kilo varsa zayıflayarak veya normal kiloya gelerek
4.Tansiyonu normale getirerek ( büyük tansiyon 13 veya altında olmalı, küçük tansiyon 8 veya altında olmalı)
5.HbA1c değerini %6 civarında tutarak, HbA1c’nin bir sayı azalması küçük damar komplikasyonlarını %37 azaltır.
6.Homosistein düzeyi yüksek ise düşürerek
7.Serbest radikallere karşı antioksidan sebze ve meyve yemek, yenemiyorsa antioksidan vitaminler (E vitamini, C vitamini gibi) almalı. E vitaminin günde 400 üniteden fazla alınması zararlıd
8.Ayaklarınızın bakımını yapınız.
9.Sigarayı bırakın, sigara insülin direncini arttırır, kan şekerini yükseltir ve kalp hastalığı riskiniz artar.
10.Hergün yürüyüş yapın, hergün 30 dakika yürümek şekere çok faydalıdır.
11.Doğru beslenin
12.Kontrollere gününde gidin
13.Aşıları yaptırın
14.Psikolojik olarak iyi olun
15.İlaçları düzenli kullanın
16.Eğitim alın ve öğrenin.



 ŞEKER YÜKLEME TESTİ (OGTT) NEDİR?

ŞEKER YÜKLEME TESTİ (OGTT) NEDİR?






OGTT (oral glukoz tolerans testi), yani Şeker Yükleme Testi için test öncesi 3 gün yeteri kadar karbonhidrat almak (en az 150 gram/gün karbonhidrat) ve bu testi etkileyecek ilaç almamak ve test sırası sigara içmemek gerekir.
OGTT, açlık kan şekeri 100 ile 126 mg/dl arasında olan kişilere yapılır. Açlık kan şekeri 126 ve üzerinde ise yapmaya gerek yoktur, çünkü açlık kan şekerinin 126 ve üzerinde olması şeker hastalığı var anlamına gelmektedir.
OGTT 75 gram glukoz ile yapılır ve 2 saat süresince kan şekerine bakılır. Çocuklarda ise ağırlığın her Kg’na 1.75 gram glukoz olacak şekilde hesap yapılarak glukoz verilir.
OGTT sırasında kan şekeri ile birlikte insülin hormonuna da bakılabilir. Buna insülin-glukoz tolerans testi denir. OGTT sırasında insülin hormonunda aşırı yükselmeler olması o kişide insülin direnci olduğunu gösterir ve kan şekeri yükselmese bile diyabet için risk altında olduğunu gösterir.
Açlık kan şekerini insülin değerine bölünce insülin direnci anlaşılabilir. Bunun ayrı formülü vardır.
Bazen hastalarımızdan OGTT yani şeker yükleme testinin sağlığa zararlı olduğunu duyuyoruz. Bu çok yanlış


Gizli şeker veya Pre-Diyabet Nedir?

Açlık kan şekeri 100 ile 126 mg/dl arasında olan kişiler ile OGTT’de yani şeker yükleme testinde 2. saat kan şekeri 140 ile 199 mg/dl arasında olan kişilerde gizli şeker veya pre-diyabet vardır. OGTT sırasında 2. saatten önceki (30, 60, ve 90. dakikalardaki) kan şekerleri yüksek ise (200 mg/dl ve üzeri) yine gizli şeker var demektir.
Gizli şeker veya tıp dilindeki adıyla ‘’glukoz tolerans bozukluğu’’ toplumda şeker hastalığının iki katı oranda yani %20-25 oranında görülür. Bunun anlamı her 4 kişiden birisinde gizli şeker hastalığı olduğu anlamına gelmektedir. Her yıl bu hastaların % 4-9’unda aşikar şeker hastalığı gelişmektedir. Gizli şeker hastalığı olan hastaların çoğunda açlık kan şekeri normal olabilir. Açlık kan şekeri bozuk veya hafif yüksek olanların (bozulmuş açlık şekeri) çoğunda gizli şeker olmayabilirse de bu durum şeker hastalığı için bir risk oluşturmaktadır.
Açlık kan şeker bozukluğu erkeklerde kadınlara göre 1.5-3 kat daha fazla görülmektedir. 50-70 yaş arasında bozuk açlık kan şekeri olan kişi sayısı artar ve daha önceki yaşlara göre 7-8 kat daha fazla görülür. Açlık kan şekerinin bozuk olması yani yüksek olması pankreasdaki beta hücrelerinin iyi çalışmadığının bir göstergesidir.
Gizli şeker yani glukoz tolerans bozukluğu ise kadınlarda daha fazla görülmektedir ve genellikle insülin direnci olduğunu gösterir.
Gizli şeker hastalığı koroner kalp hastalığı yapabildiğinden dikkat etmek gerekir. Gizli şekeri olan hastaların % 7.6’sında hafif derecede retinopati yani göz hasarı vardır. Bu kişilerde tansiyon varsa göz hasarı oranı artar. Yaşam tarzı değişikliği yapmak gerekir. Bunun anlamı sağlıklı beslenmek, egzersiz yapmak, sigaranın kesilmesi ve kilo verilmesidir. Bu sayede gizli şekeri olanların % 50’sinde şeker hastalığı gelişmesi önlenebilir.

Şeker Hastalığı taraması kimlere yapılmalı?


Tarama, yani şeker hastalığı için tetkik yaptırma, şeker hastalığının erkenden yakalanması için çok önemlidir. Tarama yapılmayan kişilerde diyabet 10 yıl sonra teşhis edilebilir ki, bu sürede hastalık organlarımızda birçok hasar yapar.
Tarama yapılması gereken kişiler şunlardır:

1-Yaşı 45’den fazla olan herkeste şeker taraması yapılmalıdır.
2-Yaşı 45’den küçük olan ancak kilolu, tansiyonu yüksek olan (büyük 14 küçük 9 dan fazla ise), gebelikte şekeri çıkan, kilolu çocuk doğuran (4 Kg ve fazla bebek doğuran), HDL kolesterolü < 35 mg/dl, Trigliserid seviyesi>250 mg/dl olan, ailesinde şeker hastalığı olan, hareketsiz bir yaşam şekli olanlarda, polikistik over hastalığı olan kadınlarda, önceki testlerde kan şekeri 100 mg/dl den yüksek olanlarda ve damar hastalığı olan kişilerde şeker taraması yapılmalıdır.
3-Açlık kan şekeri 100 ile 126 mg/dl arasında veya şeker yüklemesinde 2. Saat kan şekeri 140 ile 199 mg/dl arasında çıkan hastalarda yılda bir kez taramayı tekrarlamakta fayda vardır.
4-Taraması normal çıkan ve 45 yaş üzerindeki kişilerde 3 yıl sonra tekrar tarama yapılmalıdır.

 
 
DİABET (ŞEKER HASTALIĞI ) NASIL TEŞHİS EDİLİR?



a) Şeker Hastalığı Nasıl Teşhis Edilir?
Şeker hastalığının teşhisi için en az 8 saatlik bir açlık sonrası kan şekerine bakılır. Açlık kan şekeri 126 mg/dl ve üzerinde çıkarsa şeker hastalığı vardır, denir. Ancak teşhisin kesinleşmesi için birkaç gün sonra tekrar açlık kan şekerine bakılması gerekir. İkinci ölçümde de 126 mg/dl den fazla ise artık kesin olarak şeker hastalığı vardır, diyebiliriz.
Açlık kan şekeri 90 ile 126 mg/dl arasında çıkarsa bu kişilerde şeker yükleme testi yapılır. 75 gram şekerli su 10-16 saatlik açlık sonrası sabah içirilir ve 2. saat kan şekerine bakılır. 2. saat kan şekeri 200 mg/dl ve üzerinde ise şeker hastalığı vardır, denir. Eğer ikinci saat kan şekeri 140-199 mg/dl arasında çıkarsa “gizli şeker hastalığı “ vardır.
Çok su içen, çok idrara giden veya izah edilemeyen kilo kaybı olan bir kişide öğün durumuna yani açlık veya tokluk durumuna bakılmaksızın günün herhangi bir saatinde ölçülen kan şekeri 200 mg/dl ve üzerinde çıkarsa yine şeker hastalığı teşhisi konur.
Açlık kan şekerinin 100 mg/dl den daha az olmasına normal diyoruz.

b) Şeker Hastalığı taraması kimlere yapılmalı?

Tarama, yani şeker hastalığı için tetkik yaptırma, şeker hastalığının erkenden yakalanması için çok önemlidir. Tarama yapılmayan kişilerde diyabet 10 yıl sonra teşhis edilebilir ki, bu sürede hastalık organlarımızda birçok hasar yapar.
Tarama yapılması gereken kişiler şunlardır:

1-Yaşı 45’den fazla olan herkeste şeker taraması yapılmalıdır.
2-Yaşı 45’den küçük olan ancak kilolu, tansiyonu yüksek olan (büyük 14 küçük 9 dan fazla ise), gebelikte şekeri çıkan, kilolu çocuk doğuran (4 Kg ve fazla bebek doğuran), HDL kolesterolü < 35 mg/dl, Trigliserid seviyesi>250 mg/dl olan, ailesinde şeker hastalığı olan, hareketsiz bir yaşam şekli olanlarda, polikistik over hastalığı olan kadınlarda, önceki testlerde kan şekeri 100 mg/dl den yüksek olanlarda ve damar hastalığı olan kişilerde şeker taraması yapılmalıdır.
3-Açlık kan şekeri 100 ile 126 mg/dl arasında veya şeker yüklemesinde 2. Saat kan şekeri 140 ile 199 mg/dl arasında çıkan hastalarda yılda bir kez taramayı tekrarlamakta fayda vardır.
4-Taraması normal çıkan ve 45 yaş üzerindeki kişilerde 3 yıl sonra tekrar tarama yapılmalıdır.


c) Tarama Nasıl Yapılır?

Tarama için açlık kan şekeri ölçümü veya şeker yükleme testi yapılır. İdrarda şeker ölçümü ile tarama yapılmaz.

Açlık kan şekeri 10 saatlik bir açlık sonrası yapılan ölçümdür.
OGTT (oral glukoz tolerans testi), yani Şeker Yükleme Testi için test öncesi 3 gün yeteri kadar karbonhidrat almak (en az 150 gram/gün karbonhidrat) ve bu testi etkileyecek ilaç almamak ve test sırası sigara içmemek gerekir.
OGTT, açlık kan şekeri 90 ile 126 mg/dl arasında olan kişilere yapılır. Açlık kan şekeri 126 ve üzerinde ise yapmaya gerek yoktur, çünkü açlık kan şekerinin 126 ve üzerinde olması şeker hastalığı var anlamına gelmektedir.
OGTT 75 gram glukoz ile yapılır ve 2 saat süresince kan şekerine bakılır. Çocuklarda ise ağırlığın her Kg’na 1.75 gram glukoz olacak şekilde hesap yapılarak glukoz verilir.
OGTT sırasında kan şekeri ile birlikte insülin hormonuna da bakılabilir. Buna insülin-glukoz tolerans testi denir. OGTT sırasında insülin hormonunda aşırı yükselmeler olması o kişide insülin direnci olduğunu gösterir ve kan şekeri yükselmese bile diyabet için risk altında olduğunu gösterir.
Açlık kan şekerini insülin değerine bölünce insülin direnci anlaşılabilir. Bunun ayrı formülü vardır.
Bazen hastalarımızdan OGTT yani şeker yükleme testinin sağlığa zararlı olduğunu duyuyoruz. Bu çok yanlış bir bilgidir. OGTT testinizin sağlığa herhangi bir zararı yoktur.

d) Gizli şeker veya Pre-Diyabet Nedir?
Açlık kan şekeri 100 ile 126 mg/dl arasında olan kişiler ile OGTT’de yani şeker yükleme testinde 2. saat kan şekeri 140 ile 199 mg/dl arasında olan kişilerde gizli şeker veya pre-diyabet vardır. OGTT sırasında 2. saatten önceki (30, 60, ve 90. dakikalardaki) kan şekerleri yüksek ise (200 mg/dl ve üzeri) yine gizli şeker var demektir.
Gizli şeker veya tıp dilindeki adıyla ‘’glukoz tolerans bozukluğu’’ toplumda şeker hastalığının iki katı oranda yani %20-25 oranında görülür. Bunun anlamı her 4 kişiden birisinde gizli şeker hastalığı olduğu anlamına gelmektedir. Her yıl bu hastaların % 4-9’unda aşikar şeker hastalığı gelişmektedir. Gizli şeker hastalığı olan hastaların çoğunda açlık kan şekeri normal olabilir. Açlık kan şekeri bozuk veya hafif yüksek olanların (bozulmuş açlık şekeri) çoğunda gizli şeker olmayabilirse de bu durum şeker hastalığı için bir risk oluşturmaktadır.
Açlık kan şeker bozukluğu erkeklerde kadınlara göre 1.5-3 kat daha fazla görülmektedir. 50-70 yaş arasında bozuk açlık kan şekeri olan kişi sayısı artar ve daha önceki yaşlara göre 7-8 kat daha fazla görülür. Açlık kan şekerinin bozuk olması yani yüksek olması pankreasdaki beta hücrelerinin iyi çalışmadığının bir göstergesidir.
Gizli şeker yani glukoz tolerans bozukluğu ise kadınlarda daha fazla görülmektedir ve genellikle insülin direnci olduğunu gösterir.
Gizli şeker hastalığı koroner kalp hastalığı yapabildiğinden dikkat etmek gerekir. Gizli şekeri olan hastaların % 7.6’sında hafif derecede retinopati yani g
 
TIP 1 DİABET NEDİR?

TİP 1 DİABET


Tip 1 diyabete insüline bağımlı diyabet ismi de verilir. Genellikle zayıf, kilo kaybı olan, aşırı susama ve çok idrara gitme şikayeti olan kişilerde saptanır. İdrarlarında keton denen bir madde teşhis sırasında bulunabilir. Ketoasidoz komasından ve ölümden korunmak için insülin tedavisi olmak zorundadırlar. Hastalığın erken döneminde pankreastaki beta hücrelerinin yıkımını gösteren adacık hücre antikoru (ICA), insüline karşı antikorlar (IAA) ve glutamik asid dekarboksilaza karşı antikorlar (GAD) kanda yüksek olarak bulunur.

a) Tip 1 Diyabet Kimlerde Görülür
Tip 1 diyabet her 300 çocuktan 1’inde görülür. Tek yumurta ikizlerinden birisinde varsa diğerinde gelişme riski %50’dir. Tip 1 diyabetli çocuğun babasında %6, annesinde %2, kardeşlerinde %5 ve birinci derece akrabalarında %20 oranında diyabet gelişme riski vardır. Riskteki kişileri önceden anlamak için kanda antikor hormonu veya doku tiplemesi (HLA) yapılabilir. Ancak bunlar pahalı testlerdir.
Tip 1 diyabetli bir annenin diyabetli bir çocuğa sahip olma olasılığı 1/20 dir. Tip 1 diyabet pankreas bezindeki beta hücrelerinin bağışıklık sistemi tarafından yıkılması ile oluşur. Vücut genetik bir eğilim sonucu pankreastaki beta hücrelerini yabancı bir doku olarak algılar ve onu yok etmeye çalışır. İşte bu amaçla insülin antikoru, adacık antikoru ve GAD antikoru denen antikorlar vücut tarafından yapılır. Bu antikorlar pankreas bezinin beta hücrelerine yapışarak orada bir iltihap meydana getirir ve beta hücreleri tahrip olur. İnsülin hormonu salgılayan beta hücreleri yok olunca insülin vücutta azalır ve yok olur. Bu yüzden tip 1 diyabetli hastaların kanlarında insülin hormonu yoktur. Sonuçta insülin eksikliği nedeniyle kandaki şeker hücrelere giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Tip 1 şeker hastalığının ortaya çıkmasında oksijen yakım yan ürünü olan oksijen radikalleri ile gıdalarla alınan serbest radikaller de etkili olabilir.
Sosis, salam, sucuk , soda ve suda bulunan nitrat vücutta serbest radikalleri arttırarak beta hücrelerinin tahrip olmasına neden olarak tip 1 şeker hastalığının ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.
İnek sütünün erken dönemde içilmesi de bebeklerde beta hücre harabiyeti yaratabilmektedir.
Bazı virüsler beta hücre harabiyeti yaparak şeker hastalığına neden olabilmektedir.
D vitamini eksikliği de tip 1 şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunabilmektedir.
Tip 1 diyabet şişman çocuklarda görülebilir. Şişman çocuklardaki insülin direnci pankreasdaki beta hücrelerini strese sokar ve tip 1 şeker hastalığı görülebilir.
Tip 1 diyabet daha çok çocukluk çağında görülürse de otoimmün tip denilen bir tipi her yaşta görülebilir.

b) Tip 1 Diyabetli Hastalarda Sık Görülen Diğer Hastalıklar

Tip 1 diyabetli çocuk veya hastalarda sık görülen diğer hastalıklar aşağıda verilmiştir ve bu hastalıklar yönünden tarama yapılmalıdır.
Sık görülen hastalıklar:
Çölyak hastalığı: Bağırsak hastalığıdır
Graves hastalığı: Tiroit bezinin çok çalışması
Hipotiroidi: Tiroit bezinin az çalışması
Addison Hastalığı: Böbreküstü bezinin az çalışması-Kortizol hormon azlığı
Pernisiyöz anemi: B12 vitamini eksikliğine bağlı kansızlık

c) Çocuklarda Tip 1 Şeker Hastalığını Önlemek İçin Neler Yapılabilir?
1.Bebeğin anne sütü ile beslenmesi çok önemlidir. İnek sütünü bebeğe ilk 6 ay vermemelidir.
2.Sağlıklı beslenmenin sağlanması
Allerji yapan buğday, patates, portakal suyu ve yumurta gibi gıdalar bebeğe biraz daha geç başlanmalı.
3.Salam, sosis, sucuk, janbon yedirilmemeli
4.Temiz su içilmeli. İçinde nitrat olan maden suyu veya su içilmemeli
5.Kilo varsa verilmeli
6.D vitamini eksikliği varsa giderilmeli
7.Kanda mağnezyum, çinko ve kalsiyum eksikliği yapmayacak bir beslenme yapılmalıdır.


d) Tip 1 Diyabetin Tedavisi
İlk teşhis konulduğunda tip 1 diyabetli çocuk veya gençler hastaneye yatırılarak insülin tedavisine başlanır ve insülin yapılması öğretilir. Çocuğunda şeker hastalığı olan anne ve baba ilk önce bir panik içindedir. Bu nedenle anne ve babanın da hastalık konusunda bilgilenmesi gerekir. İnsülin tedavisi genellikle günde iki kez orta etkili ve kısa etkili insülinin karışımı şeklinde olur. Günlük uygulanacak toplam insülin dozunun üçte ikisi sabah kahvaltı öncesi geri kalanı akşam yemeği öncesi yapılır. Akşam ve sabah açlık kan şekeri düzeyleri takip edilerek insülin dozları ayarlanır. Ayrıca uzun etkili bir insülin ve birlikte her yemek öncesi kısa etkili bir insülin enjeksiyonu da yapılabilir. Bazı hastalarda gerekirse insülin pompası takılabilir. Tedavinizi doktorunuz ayarlayacaktır.

e) Balayı Dönemi Nedir?
İnsülin tedavisine başlanan tip 1 diyabetli hastalarda bir süre sonra insülin ihtiyacı azalır ve insülin gerekmeyecek hale gelir. Bu hastalarda pankreas bezinde çok az miktarda insülin salgılayan beta hücresinin kalması nedeniyle bu tablo oluşmaktadır. İşte insülin ihtiyacının ortadan kalktığı bu döneme balayı dönemi denir. Bu dönem 1 ay ile 1 yıl arasında olabilir. Daha sonra tekrar kan şekeri yükselmeye başlar ve insülin tedavisine geçilir. Balayı döneminde de kan şeker ölçümleri sürekli olarak takip edilmelidir.

 



consequat